30 Temmuz 2010 Cuma

Aşk Herşeyi Affeder Mi?

Normalde haftada 2 kere falan oturur yazarım, ama bu hafta zordu, karışıktı. Yazasım gelmedi, yazamadım işte.. Tatilde nasıl kafam bozuktu biliyosunuz. İşte o kafa bozukluğu devam ederken bi gün yine Bodrum'un en güzel beachlerinden birinde güneşlenirken gözümde gözlük önümde laptop keyif yapıp, ara ara zırlıyodum. O'nu telefonumdan, facebook'tan, ordan burdan her yerden silmiştim. Ama nedense msn'den silememiştim. Bilinçaltımda bi açık kapı bırakmak istediğimdendir belki bilemiyorum ama onun benimle hiç konuşmasa da bi yanda online duruşunu izlemek bile hoşuma gidiyordu. Neyse tam bunları düşünürken msn'den bi mesaj geldi. "Nasılsın Lilly?" diye. Bana o güne kadar içimdekileri kusma fırsatı vermeyen, bi türlü benimle yüzleşemeyen adam bi anda beni dinleyebileceğini söyledi. Başladım ne hissediyosam yazmaya.. Ben uzun uzun yazdım, o uzun uzun okudu. Hiç beklemediğim cevaplar verdi. Duygularını belli etmeyi sevmeyen bi adam olduğunu çıkarken de biliyordum ama aslında acı çektiğini, bensizken yaptıklarını, yaşadıklarını duyunca hem çok üzüldüm, hem de "beni gerçekten seviyomuş, o da üzülmüş, pişman olmuş" diye sevindim. Konuşma uzadıkça uzadı, sonunda ben yine ağlamaya zırlamaya başlayınca onu aradım. Belki söylediklerini bi de sesli olarak duymak istiyordum, belki bana verdiği acıyı sesimden anlamasını bekliyordum -ve aradım. 


Hep söyledim. Biliyordum. Ben ne yaşadığımı da, karşımdaki adamın bana değer verdiğini de, beni sevdiğini de biliyordum; ama bu olaylardan sonra gösterdiği tepkisizlik yüzünden beni sevdiğine dair inancımı kaybetmeye başlamıştım. Çok yaralanmıştım. Ama o konuşmada anladım ki adam gerçekten pişman, ya da vicdan azabı vs her neyse gerçekten sesi kötüydü. İşinden gücünden 1 gün ayrı kalmaya dayanamayan o adam yokluğumda işe bile gitmemişti. Hoş, bunun tek nedeni ben değildim, havaların sıcaklığı da onu bunaltıyordu. Ama nolursa olsun ben de saf salak değildim, bi adamın sesinden, konuşmasından, halinden, tavrından içinde bulunduğu ruh halini az çok kestirebilirdim. Konuşmamız biterken bana "Kalan eşyalarını döndüğünde evine bırakırım" dedi. "Ben gelir alırım" dedim. Belki O'nu, O'nun evinde son bi kez daha görmek için, belki hiç beceremediğim halde sırf onu mutlu etmek için tuhaf tuhaf yemekler yapmaya çalıştığım o mutfağa bir kere daha girebilmek için, belki de 3 ay boyunca aşkından öldüğüm bi adamı "doğal ortamında" gözlemek ve hasar tespiti yapmak için.. İyi ki de öyle yapmışım. O gece İstanbul'a dönmek üzere yola çıktım. Arabayla döneceğim için önümde uzun bi yol verdi. Gece 3 gibi mola verdiğimde maillerimi kontrol ederken gördüm ki bana bir mail atmıştı. Komple yayınlamak istemiyorum, o yüzden bi kısmını yazıyorum buraya:

"Şimdi burada 2 kelime ile de yazacaklarımı anlayabilirdin ve bu kadar uzun yazmama gerek kalmazdı. Yani geçen haftadan beri pek bir anlamı yok hayatın , kime ne soracağımı , ne söyleyeceğimi ve ne anlatacağımı bilmiyorum. Sanırım hayat o kadar tatlı gelmiyor bi de sıkıcı.. zaten yapabileceğim , yaptığım ve bildiğim şeyler üzerine tekrar gitmek istemiyorum. Ama bi de şunu düşünüyorum seni zaten bu yüzden kaybettim o zaman şunu diyorum kendime: "sen bu yolun yolcususun bir otobüsüne ilerle." Varlığının tadını çıkaramazken, kendi kendime yokluğunu yaratmak da çok acı veriyor bana. Kısa sürede çok üzüldüm. Uzun lafın kısası, kısa sürede çok üzüldüm ve çok özledim sanırım. Dış sesim herşey çok güzel derken , iç sesim "anan sikiliyor sende biliyorsun" diye bana sitem ediyor. Bir de hepsinden ayrı bir adam var içimde ağlıyor ben uyurken , sabah uyandığımda ciğerlerim su dolmuş oluyor nefes alamıyor.İşte böyle geçti senin kayboluşun veya benim kaybedişim. Ha o 2 kelimeye gelince ; geri gelmeyeceğini bildiğim halde , kendimden utanarak ve yüzsüzleşerek seni seviyorum."

Okudum. Defalarca okudum. Daha çok ağladım. Sanki biri beni canlı canlı kesiyormuşçasına acıyı hissederek ağladım.

İstanbul'a döner dönmez eve gidip bavulumu bıraktığım gibi O'nun evine gittim. Evde yalnızdı. Kapıyı açtı. Birbirimizi öpmeyi bırak, el bile sıkışmadık. Kafasını yerden kaldıramıyordu bile. Eşyalarımı hazırlayıp kapının önüne koymuştu. Neden bilmiyorum konuşmak istedim, ondan duymak istedim, anlatsın istedim. Oturduk, konuşmaya başladık. "Neden" dedim. "Boşlukta olduğuna inanmıyorum, biz harikaydık. En ufak bi eksiğimiz, mutsuzluğumuz yoktu. Neden beni aldattın?" Cevap aslında basitti. Sevdiğimadam kadın harcamayı seven bi adamdı. Hayatındaki boşlukları bu şekilde doldurduğunu sanar gibi yapan bi adamdı. Kendi deyimiyle "kanında mikropla yaşayan" bi adamdı. İşte bu yüzden bi an şeytana uymuş ve beni aldatmıştı. Beynime matkaplar gire gire dinledim onu. Mazoşist gibi tüm detayları her şeyi bana baştan sona anlatmasını istedim. Anlattı. Canım yandı. Canımız yandı. Ama birbirimize bunu da yaptık. Konuşurken hiç kafasını kaldıramadı hep yere baktı. Kötü görünüyordu. Gerçekten kötüydü. Terasında sayamadığım kadar çok boş bira şişesi duruyordu. Yeniden esrar kullanmaya başlamıştı. Çökmüş gibiydi. Yok gibiydi. Hayatımın aşkı kendi kendini eritiyo gibiydi. Sonra bana o evden taşınmaya karar verdiğini söyledi. Orda artık kalmak istemiyordu. Durdum düşündüm haklıydı, gitmeliydi, uzak olmalıydık biz. Ama içimden bi şey "gitme" diye bağırıyordu. O gitmemeliydi. Bana yakın kalmalıydı. O anlattıkça ağlamaya devam ettim. Ben ağladıkça o daha çok ezildi. Bende yarattığı hasarın büyüklüğünü gözleriyle görmeye dayanamadı belki de. Tatile gitmemden önceki son gecemizde arkadaşlarının maçını izlemeye gideceğini söylediği gece ben ona gitmeden önce o bi kızla sevişmişti. Sonra pişman olup kızı evden kovmuştu. Yarım saat sonra da ben gelmiştim. O yüzden öyle kötüydü. O yüzden mahvolmuştu. Sonra aynı yatakta sarılıp benimle uyumuştu. Sonrasını biliyosunuz zaten bir önceki yazımdan. Ertesi sabah her şeyi anlamıştım.

Neyse..Sonunda ağlamaktan parçalandığımı görünce beni yavaş yavaş yatağa yatırdı, arkamdan bana sarılıp saçlarımı okşamaya başladı. Sanki o an, biz hiç o olayları yaşamamışız gibi, o uçurum aramıza hiç girmemiş gibi hissettim. 1 haftadır çektiğim acıyı bana unutturacak şey buydu çünkü; sevdiğimadam'ın saçlarımı okşaması. İkimiz de biliyorduk, ben o evden çıktıktan sonra bunun devamı gelmeyecekti. Bir daha birbirimizi görmeyecektik. O her ne kadar pişman olmuş olsa da, birbirimizi ne kadar çok sevsek de, hiçbir ilişki bunun üstesinden gelemezdi. Biz de gelemezdik. O odada bi an ruhum vücudumdan çıkıp "biz"e yukardan baktı. İki bitik, zavallı insandık o an. Sonra hiç beklemediğim bişey oldu. Duygusallığını, duygularını asla ama asla dışa vurmayan o adam'ın gözleri doldu. Hüngür hüngür ağlamaya başladı, demeyeceğim tabi ki. Ama bikaç gözyaşı aktı gözünden...ve şöyle dedi: "Beni bırakma Lilly, biliyorum çok zor ama bunu aşabiliriz. Herkese söyle. Çok pişman olduğumu, köpeğin olduğumu, yalvardığımı söyle. Ama beni bırakma!"

İşte tam o anda beynim error verdi. Mavi ekran çıktı suratımda. Buna hiç hazırlanmamıştım. Hatta niyetim oraya gidip eşyalarımı alıp içeri bile girmeden, becerebilirsem bir de tokat atıp ordan çıkmak, gidişimi unutulmaz kılmaktı. Ama yapamadım. Bunları söyledikten sonra beni öptü. Çok güzel, çok narin, hiçbir cinsel çağrışım barındırmayan bi öpücüktü. Bütün hücrelerim coştu, içimden aşk taştı. İçimden bi ses "Hadi Lilly" dedi. "Bi şans daha ver ona." Tatildeyken bütün yakın arkadaşlarım "Sakın bi daha yüzüne bakma" derken, içlerinden bi tanesi "Seviyorsan, seviliyorsan, çok pişman olduğunu görürsen affet Lilly. Bazı erkekler vardır hiç akıllanmazlar. Ama bazıları aldatınca öyle bi acı yaşar ki böyle bi olaydan sonra toparlanabilirseniz ilişkiniz sürdükçe sana sadık kalır. Ben seni tanıyosam bu işi bugün bitirirsen pişman olursun, kendine de ona da bunu yapma. Hayatının sonuna kadar -keşke deneseydim- demek istemiyorsan ona bi şans daha ver. Kalbinin sesini dinle. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilsin. Hayat senin hayatın." demişti. Evet, hayat benim hayatımdı. Ama o noktada düşünmem gereken bir çok şey vardı. Ben hem "aldatılan"dım, hem de eğer ona geri dönersem işin büyük kısmı yine bana düşüyordu. Kafasında bunu aşması gereken bendim. Kafasının içinde bana verdiği hasar her ne kadar onu yeterince cezalandırıyor olsa da bunu unutmak, aşmak zorunda olan bendim. Ne yapacağımı bilemiyordum. Gitmek zordu evet, ama kalmak da ondan aşağı kalır zorlukta değildi.

Belki bana salak diyeceksiniz, ama ben ona inanmayı seçtim. Güvenmeyi seçtim. Hayatım boyunca ilişkilerimde defalarca yanılmış, acı çekmiş, cezalandırılmış olsam da ben hep kalbimin dediğini yaptım, beynimin değil. Bu sefer de öyle yapacaktım. Bu kadar kolay dönmeyi hazmedemesem de onsuz olmak bundan da zordu. Acizdim evet! Ama o da acizdi, ve bizi birbirimizden başka bir şey düzeltemezdi. Son birkaç gündür birlikte çok vakit geçiriyoruz, dışarı çıkıyoruz, arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Ve şaşırtıcı bi şekilde her şey gerçekten çok iyi gidiyo. Her ne kadar ben her gece uyurken saat kurmuş gibi 3-4 sularında uyanıp, onu gözümün önünde başka bi kadınla canlandırıp ağlama krizlerine girsem de biliyorum ki bu da geçecek. Tıpkı annemin de bu olaylar olurken bana dediği gibi, yaşadığım acı hayattaki en büyük acı değil, ve elbet yaram kapanacak. Biz yine "biz" olucaz. Olamasak bile ben onu affettiğime hiç pişman olmıcam.

Evet... belki ben salağım, belki safım, belki de çok cesurum. Ama kolay olanı seçseydim, GİTMEYİ seçseydim, hayatımın sonuna kadar her an olmasa bile aklıma geldiğinde "acaba deneseydim nasıl olurdu" diyecektim. KALMAYI seçtim, kalbimin sesini dinledim, risk aldım. Bundan sonra neler yaşanacağını zaman gösterecek. İnanın korkuyorum, her şeyden çok korkuyorum, ama her zaman yaptığım gibi korkularımın üstüne gidiyorum, onlarla yüzleşmeyi seçiyorum. Ve biliyorum ki sonuç ne olursa olsun tüm bunların bilincinde olduğum için bu defa kaybeden ben olmuyorum. Sevdiğimadam'ın bana her bakışında, ya da yaptığı şeye rağmen ona her sarılışımda hissedeceği acı, azap ve pişmanlık benim ona verebileceğimden de büyük bi ceza. İşte bu yüzden, ben her şeye bi sünger çekiyorum. Yanılsam da, haklı da çıksam içim çok rahat, hayat bana bir insanın görebileceği acıların bir çoğunu bu yaşımda gösterdi, bu da onlardan biri. Belki de en hafifi. En iyisi kabuğuma saklanmaktan vazgeçip mücadele etmek, akışına bırakmak. Hem o zaman hayat gerçekten daha yaşanılır oluyo... di mi?

10 yorum:

  1. Kendin için doğru olanı, kendi prensiplerine uygun olanı yapmışsın, ne güzel. Bizde sevgilimle ayrıldık ve ben de kendi prensiplerime uygun olanı yani gitmeyi seçeceğim. Yani öyle görünüyor =//

    YanıtlaSil
  2. Sizin adınıza üzüldüm :( bizim içinse ne olacağını zaman gösterecek...

    YanıtlaSil
  3. Bende üzüldüm ama yakında geçer.
    Umarım dediğin gibi affettiğinde birçok erkekten daha sadık olur. Ama sıkı bi takibe al şansa bırakma bence =/

    YanıtlaSil
  4. Yakın takipteyim gelişmeleri aktarıcam :)

    YanıtlaSil
  5. umarım gerçekten bi daha seni aldatmaz. iyi düşünürsek iyi şeyler olur:)

    YanıtlaSil
  6. Güven kırıldığı zaman tekrar geri gelmiyor. Sen ne kadar "unuturum, her şey yoluna girer" desen de her şeyi hatırlıcaksın. Gözlerinin içi gülerken bile aklına gelicek o adamın yaptıkları. Sonra durduk yere huzursuzluk çıkarmak isticeksin istemesen bile. Ve her ne kadar bu ilişkinin sürmesini istesen de bu olay önünüze çıkacak. Bugün değil, yarın değil ama belki de öbür gün çıkacak.
    Sevgilimi köpek gibi seviyorum, ama beni aldatsa hayatını sikerim o adamın, bi daha da yüzümü göremez. Bu kadar da büyük konuşuyorum. Bu zamana kadar (1,5 yıl içinde) kendimden inanılmaz derecede feragat ettim ilişkim için. French Oje de çok iyi bilir. Hepsi bi yere kadar. Aldatılmak en korktuğum şey ve hiçbi zaman kaldıramıcağım bi şey.
    Pek sanmasam da umarım mutlu olursunuz.

    YanıtlaSil
  7. zor bir seçim yapmışsın.. ve eminim ki bunu yazmak daha da zor olmuştur. hmmmm, umarım mutlu olmayı başarırsınız ama ben maalesef leah'ya katılıyorum.. gereksiz anlarda, kafanda acaip kırılmalar olup, gereksizce ilişkiyi yorucaksın gibi geliyor, çünkü güvensizlik gibisi yok, ve bu duygu çooook zor geçicek.. eğer bu adam gerçekten pişmansa vesaire, senin ve ilişkinizin sağlamlaşması için çaba sarfedecek die düşünüorum ama aksi takdirde, senin ufak tefek noktalarda ani çıkışların, ufacık anlamsız ipuçlarını büyütmen gibi gereksiz yoruculuklar olucak gibi geliyor, umarım üstesinden gelebilirsin ve gerçekten mutlu olursun sevdiğin adamla.. tek tavsiyem, hakkaten bunaldığında let it go yapman.. unutma senden önemli hiç birşey yok bu dünyada, kendin mutlu olduğun sürece bir ilişki devam etmeli.. mutsuz olduğunu düşündüğün an arkanı dön derim ben... bi de o kadar üzüldümki önceki yazılarında, şimdi tanımadığım bi adama nefret doluyum.. ama tabi her seni seven insan gibi sen mutluysan ben de mutluyum :) iyi şanslar..

    YanıtlaSil
  8. yaşadığın ilişkiyi en iyi sen bilirsin. onun için neyi sineye çekip çekemeyeceğini de.
    kimsenin sana bişey söyleyip canını sıkmasına izin verme. kalbinin sesini dinle.
    çok zor bi durum ama madem böyle bi karar aldın, umarım o gerçekten pişman olur ve bundan sonra seni hiç üzmez.

    YanıtlaSil