28 Haziran 2010 Pazartesi

Nerde O Eski Aşklar Azizim

Biliyorum çok klişe bi söylem olacak ama eskiden her şey çok daha kolaydı. İlişkiler, flört, hayat, iletişim...hepsi çok daha sağlam adımlarla kurulabiliyordu. İnternet hayatımıza girdi gireli her şeyden haberdar olur olduk. E insan daha fazlasını gördükçe istiyor tabi. Hiç düşündünüz mi neden zaman geçtikçe insanların anlaşması, sağlıklı bir ilişki yaşaması zorlaşıyo diye? Çünkü insanız ve açgözlülük, bencillik ve tatminsizlik doğamızda var. Her şey bi heves haline geldi artık. İstediğimizi aldıktan sonra anında hevesimiz kaçıyor ve isteyecek başka bir şey aramaya başlıyoruz.

İlişkiler açısından durum daha da vahim bence. Bugün çevreme baktığımda çok az "sağlıklı" ilişki görüyorum. Aslında "sağlıklı" dediklerimiz de bizim iyimserliğimiz. Dikkatle incelersek her şeyde muhakkak ya bir çıkar ilişkisi var ya da alışkanlığın getirdiği kaybetme korkusu. Peki ne zaman gerçekten sevmeyi, çaba göstermeyi bıraktık? Ne zamandan beri ilişkilerimiz için çabalamak yerine "hoop bu bitti, sıradaki gelsin bakalım" modundayız? Açıkçası benim gördüğüm kadarıyla halimiz içler acısı. Evlilik kurumu zaten çökmüş durumda. Benim çevremde özellikle 2000 yılından sonra olan evliliklerin neredeyse tamamı bitti. Eminim bitmeyenler de can çekişiyordur.

Birdenbire neden bu kadar karamsarlığa kapıldığımı bilmiyorum. Ama düşündüğüm zaman birkaç sene önceki ilişkilerimin daha uzun sürdüğünü, şimdi ise çoğu ilişkinin deneme-yanılma yöntemiyle tadına bakılıp bir kenara atıldığını görüyorum. Bunun nedenini birkaç sene önce yaşça daha küçük olmama bağlayanlar olabilir. Ama bu mantıkta bakarsak da şöyle bir problem ortaya çıkıyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçtiğimiz süreçte daha olgun, mantıklı ve akıllı kararlar alabilen; yani insan ilişkileri daha güçlü insanlar olmamız gerekirken neden daha zayıfmışız gibi ilişkilerimizi sürdüremiyoruz? Aslında çok basit...beklentilerimiz arttı çünkü. Herkes elinde olmayanı ister. Ne kadar çok elimizdekinden fazlasını görürsek, kendimizi o kadar daha iyilerine layık görüyoruz. Evdeki kuştan sıkılıp daldaki kuşma gitme nedenimiz bu. Evdeki kuş da bir zamanlar daldaydı, onu aldık ve şimdi daldaki daha cazip geliyo.

Ben kendi adıma bu kısır döngüye baktığımda ciddi şekilde panikliyorum. Aşka, sevgiye, bağlılığa olan inancım sarsılıyo. Kız arkadaşlarına aşık oldukları halde onları aldatan arkadaşlarım oldu. Onlara sorduğum zaman buna heves dediler. Kusura bakmayın ama benim mantığım bunu kabul etmiyor. Bana göre bir insanı seviyorsan eğer, her şeyi onunla paylaşmak istersin, bir başkası seni çekmez. Çekiyorsa ilişkinde problem var demektir. Eee nerde kaldı sadakat? Giderek tükeniyoruz gibi hissediyorum ben. "Biz" olmak giderek daha zor oluyor. Herkes "ben" olmanın derdine düşmüş çünkü. Zaten tekeşliliğin insan doğasına aykırı olduğunu savunan kitlenin etkisi altına çoktan girmişiz. Her yerde "ben"ler geziyor. BEN bunu istiyorum, BEN böyle dedim, BEN şöyle yaptım. Nerde kaldı "BİZ bugün müsait değiliz"ler; ya da "BİZ şuraya gitmek istiyoruz"lar. Ne zaman bu kadar egoist olduk abi biz? 

Düzen ağzımıza sıçıyo. Hayatın kanunu bu diyor herkes. Ben tüm eski kafalılığımla hala bu "sözde düzen"e karşı çıkmaya çalışıyorum. Ben hala inanıyorum insanların "biz" olabileceğine. Son zamanlarda da "ben" olmaya alışmış bi adamı "biz" haline getirmeye çalışıyorum. Çünkü "biz olmak", "ben olmak"tan daha güzel ve ben bunu tadabilmiş şanslı azınlıktan biriyim sanırım. 

Bugün uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla görüştüm. Bana 3 aydır süren çok güzel bir ilişkisinin olduğunu, her şeyin yolunda gittiğini ama bu işin sonunu göremediğini söyleyip yakında ayrılabileceklerini ima etti. Daha ilişkisinin başını yaşarken kafasında sonunu getirebildiğini görmek beni ürküttü, bi anda silkelendim kendime geldim. Ona biteceğini bilmesine rağmen neden bu ilişkiyi hala sürdürdüğünü sorduğumda bana gittiği yere kadar gitmesinin onun için bir sakıncası olmadığını söyledi. Anı yaşama saçmalığı altında birbirinin ömründen çalan, birbirleriyle hayatı değil, birkaç kıytırık anıyı paylaşan iki salağa dönüşmüştü artık onlar. Kendi kendime "yazık" dedim ve ekledim "ben asla bu çiftlerden olmıcam." 

Sonra sevgilimle benim ne kadar uyumsuz olduğumuzu farkettim ve düşündüm: "Ya öyleysem ve farkında değilsem?" Bütün bunlar kafamı çok kurcalıyor. Madem ilişkiler günümüzde artık birer güç savaşı, ya da alışveriş haline geldi o zaman niye kasıyoruz? Neyi ittiriyoruz da oldurmaya çalışıyoruz? Hep diyorum ya bazen her şey çok anlamsız geliyor diye. Şu an daha da bi anlamsız geldi yazınca. Niye bu kadar düşünüyorsam....regl mi olucam nedir?

27 Haziran 2010 Pazar

Seven Adam Herşeye Katlanır (Mı?)


Sevgilimle çok farklı tipler olduğumuzu daha önce de söylemiştim sanırım. Bu farklılığımız bizde giderek derin uçurumlar yaratmaya başladı. Onun böyle hissettiğini, ya da en azından bu konuda kafa yorduğunu bile zannetmiyorum ama en azından benim için bu böyle. Şöyle açıklayayım: Adam bana sürekli "sen benimle her yere gelebilirsin istediğin müddetçe, ama beni kendi ortamına sokma, arkadaşlarınla bir araya getirme." diyor. Efendim? Nasıl yani? E biz sevgili değil miyiz abi nasıl olcak o? Ciddi ciddi bana bunu söylemesinin akabinde dün gece iki arkadaşımın doğumgünü kutlaması vardı. Sevgilimin nefret ettiği, benimse abartılacak kadar olmasa da zaman zaman keyif aldığım "paranın konuştuğu" mekanlardan biri de değil, istese gayet eğlenebileceği, hatta tahminimce onun da sevdiği Çiçek Pasajı'nda bi meyhanede fasıl alt tarafı. Gündüz aradım "belki gelirim belli olmaz" dedi. Gece aradım "başım ağrıyo ben gelmicem" dedi. Ben de ısrar etmedim. Oraya gittiğimde kolumda sevgilimle orada bulunacağımı sanan 24 kişilik arkadaş grubum da şaşırdı haliyle. Beni bi köşeye çekip doldurmaya başladılar. 

- "Bırak abi böyle şey olmaz, sevse gelirdi."
- "Bu saatte sevgilisini bırakan adama gavat denir."
- "Bu çocuk seni sallamıyo kızım ayrıl gitsin."
-"Lilly yeaaa senin bu sevgilin hayali falan mı niye hiç yanında görmedik?"

...gibisinden laflar eşliğinde bir güzel dolduruşa getirildikten sonra o sinirimle içtim içtim, zorla da olsa eğlendim. Çıkışta sevgilime gittim. Başının ağrımasını bahane edip gelemeyen sevgilim geç saatlere kadar arkadaşlarıyla yemiş içmiş sıçmış sarhoş vaziyette karşımda duruyordu. Hiçbir şey demedim, diyemedim. Çünkü biliyorum yine sıyrılacak bir şeyler söylicek, yine abartan ben olucam onun gözünde, yine kavga çıkıcak, yine yine yine... 
Bari uyuyalım dedik, o zaten sızmak üzereydi. Tam uyuyacakken dayanamadım "neden yanımda olamıyosun sen benim, sevgiliyiz biz ve benim bazen senin yanımda olmana ihtiyacım var" dedim. Cevap şu oldu: "Uyuyalım Lilly kafam çok güzel şu an" ..veee anında uyudu. Şimdi o olaydan sonra ne dersin? Naparsın? Ben şahsen hiçbir şey yapamadım, sinir harbi içinde uyumaya çalıştım. Bi şekilde uyumuşum sabahı getirebildim nihayet.

Sabah ayık kafayla konuşmaya çalıştığımda ve yukarda yazdığım, bana söylenen replikleri ona anlattığımda cevabı daha da salakça oldu: "Yaaa onlar da çok geri kafalıymış ne alakası var yeaa" 
"Onlar gerikafalı değil canım senin mezhebin fazla geniş" demek istedim, diyemedim. Ya da daha ılımlı yaklaşıp "ama benim senin yanımda olmanı istediğimi biliyodun" demek istedim, sonra desem ne farkedicek ki diye düşünüp sadece "peki canım boşver" dedim ve konu kapandı.

Şimdi ben bunları niye yazıyorum? Çünkü gerçekten birileriyle bunu paylaşmaya ve yorum almaya ihtiyacım var. Sevdiğim adamın yanımda olması için daha napmam lazım? Ve şunu da söliym o da beni seviyo, zerre kadar şüphem yok hisleri konusundaki dürüstlüğünden. Ama bu nasıl bi iş ben anlamadım. Tamam bugüne kadarki sevgililerim iri yarı, göbekli, maço tipler olmuş olabilir doğrudur. Şimdikiyle de çok zıt karakterler olabiliriz o da doğrudur. Ama gerçekten biz seviyoruz, aşığız. Bu adam beni koluna takıp bin tane arkadaşıyla tanıştırdı aynı ortamlara soktu. Ben neden onu arkadaşlarımın yanına bir türlü götüremiyorum peki. Ben de sırf o seviyo diye hiç huyum ve ya tarzım olmayan aktivitelere katılıyorum, ama o yapamıyo, ve gün geçtikçe de yapamıcak gibi geliyo bana.

Soru şu: Kadınlar nereye kadar katlanır? Onları her türlü falsolarına rağmen hala sevgililerine bağlı tutan, adamların düzelebileceğine olan inançları mıdır; yoksa "napalım abi gittiği yere kadar gitsin o zaman" söylemleri mi? Benim "sosyal medya kaşarı" canım sevgilim ne zaman düzelir? Ya da ben onun bu rahatlığına, umursamazlığına ve bitmek tükenmek bilmeyen farklılıklarımıza daha ne kadar katlanabilirim? 

*acayip kafa ütülediğimin farkındayım, ama çok doldum dünden beri, anlayın beni.

25 Haziran 2010 Cuma

Nerdesin Pollyanna

"Bazen her şey boş geliyor, anlamsız gibi geliyor.
Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız, herşeyimiz önceden belli ve biz piyon gibi gelip görevimizi yapıp gidiyoruz gibi geliyor. "Napıyorum ki ben?" diye düşünüyorum. Yine geçenlerde böyle ergen bunalımlarından birine girdiğim malum günlerimden birinde birisi bana "Hayatından çıkan herkes, daha iyisi sana geleceği için hayatından çıkar." dedi. Hiç ummadığım bir anda, hiç ummadığım bir yerde, çimenlerin üzerine uzanıp düşünmeye başladım. Bugüne kadar yaptıklarımı, yapmak istediklerimi, hayallerimi ve hayal kırıklıklarımı düşündüm. Evet belki bugün tam olarak istediğim yerde değilim, ama içimde o yere gelecek enerjiyi ve gücü taşıdığıma olan inancım sonsuz. Hayattaki duruşum, karakterim ve bakış açım dolayısıyla kendimi hep özel biri olarak gördüm. Ama laf olsun diye değil, ukalalık olsun diye hiç değil...gerçekten öyle düşündüm işte. 


Her zaman kendi kendimi küçük salak detaylarla engellediğimi farkettim. İçimde barındırdığım yüksek enerjinin önüne ket vuran hep ben olmuşum aslında. Ahmet, Mehmet ya da X, bana yaşattıklarıyla umutsuzluğa kapılmama neden olsalar da benim bugün olduğum kişi olmamı sağlamışlar ve ben her biriyle kendime bir şeyler katmışım aslında. Dün babasını ve abisini kanserden kaybetmiş bir arkadaşımla aynı masada sabaha kadar hayatımın muhasebesini yaptık. O an, bana kafama taktığım her şey çok küçük geldi. Serkan'ın bu yaşadıklarına rağmen "Hayat çok güzel" diyebilmesi benim kendi içimde yeniden bir şeyi aşmamı sağladı. "Ben kimim? Napıyorum?" diye oturup düşündüm. Gerçekten beni üzebilecek kimse yokmuş benden başka! Niye kendimi üzüyorum? Her hayatta acı olmalı mı? Belki evet belki de hayır. Ama olması gereken eğer hayatta bi çarpıklık varsa bundan sonuç çıkarman ve bu doğrultuda "yeni bir sen" olarak hayatına devam edebilmen. Bugün bir arkadaşım bana "Hayatındaki her kişi ve olay senin öğretmenlerin" dedi. Buna bu şekilde bakabilmesi bir anda bana inanılmaz bir ilham verdi. Evet şu an Ahmet, Serkan, Ayşe, o, bu, şu... bunların hepsi benim öğretmenlerim ve beni her zaman yaşadığım andan daha iyilerine götürecek motivasyonu bana yüklüyorlar. Bugün bunları düşündükten sonra bile ben "yeni bir ben" olmuş olucam. Sen de uyan ve farket artık! Aslında sahip olduklarının, yaşadığın hayatın çok küçük bir kitleye uğradığını farket ve biraz tadını çıkarmaya bak. Yarın nefes alabileceğinin, görebileceğinin, konuşabileceğinin garantisi yok. Her şey bi tarafa yarın sen, bugün olduğun sen olmayacaksın. Her dakikanın kıymetini bilmek zorundasın; çünkü ancak bu şekilde sana verilenlerin kıymetini anlar ve hayattan zevk alırsın. 


Bırak hayatta belli kuralların olsun. Mesela olaya her zaman dolu tarafından bak. Terk mi edildin? Otur, sevin. Çünkü o, sana daha iyisi geleceği için seni terketti. İstediğin bir şey mi olmadı? Bırak olmasın, ondan daha çok istediğin bir şey yolda. Ve şunu da unutma: Asla tecrübe ettiğin bir şeyin daha kötüsünü istemezsin, doğanda yok. Bilinçli ya da bilinçsiz, emin ol, her zaman daha iyisi senin için yolda. Bugün başka bir insan oldun. Bambaşka fikirlerin ve hayallerin oluştu. Sen  layık olduğunun en iyisine ulaşan yolda sadece oyalanıyorsun. Vakit kaybını bizzat kendin yaratıyorsun. 2 satır sonra vakit kaybı sana çok uzak bir şey olacak. Sen yeni bir hayata başlayacaksın. Önüne çıkan her şeyin sana bir getirisi olacak ve sen bunun bilincinde, kendinin farkında, hep en iyinin peşinde, harika bir insan olacaksın. "


05/04/2010 - 17:35-  herhangi bir yerde..


Sevgilim Otur Biraz Konuşmamız Gerek

"Keşke bu kadar farklı olmasak" dedim dün ilk kez. Başlangıçta bana keyif veren farklılıklarımız artık içimi acıtmaya başladı çünkü. Seninle ilişkimiz iki ayrı ucun bir araya gelmesi gibi. Çoğu kişi bizi birbirimize yakıştırmıyor, "uymuyosunuz" diyorlar. Ama biz bu işi yürütmeye kararlı gibiyiz neyse ki. Dün sana "hayatımda hiçbir ilişkimde kendimi bu kadar aciz hissetmedim" dedim ya. Gerçekten hissetmedim. Hep yönetmeye alışmışım insanları, şimdi sen yönetmek isteyen taraf olmamana rağmen sana ayak uydurabilmek için bir şekilde yönetilen ben oldum. Çok zor birşeymiş gibi gelmiyor kulağa biliyorum ama söz konusu kişiler senle ben olunca gerçekten zor. 
Geçenlerde arkadaşlarını bana tercih ettiğinde tipik kız bunalımına girdim kabul ediyorum. Ama içime oturdu be kardeşim! Bi yandan işin bi yandan ailen bi yandan arkadaşların...."Eeee? Pardon da ben nerelerdeyim?" demek lazım ama ben diyemiyorum işte. Bunca şeyin arasında bir taraftan da ben bunaltmak istemiyorum seni çünkü. Başlarken çok uzun sürecekmiş gibi hissettiğim bu ilişki ne yazık ki ya sen ya da ben patlama noktamıza geldiğimizde hiç düşünmeden bitecek. 


Düşünüyorum... Neden farklı insanlar bir araya gelemez ki? Neden sen Taksim'i severken ben Kuruçeşme'yi severim? Neden sen vapurla yolculuk severken ben arabayla gitmek isterim? Neden sen marjinal severken ben daha normlara uygun olanları severim? Neden neden neden? Ya da nedenini nasılını geçtim ille de bitmeli midir böyle ilişkiler? Yürüme şansı yok mudur? Şimdi yürütebiliyoruz evet, ama gün geçtikçe ve ben bazı şeylerle yüzleştikçe taşımak ağırlaşmaya başlayacak ve ne yazık ki sevgilim, geçirdiğimiz her günle beraber benim senden kopmam o kadar zorlaşacak. Seni seviyorum ama sen kendini benden daha çok seviyorsun. O yüzden ben dayanabildiğim kadar dayanırım söz, peki artık sen kör, sağır, dilsizi oynamayı bırakıp bu işi yürütebilecek misin? Geçen gün bana "anı yaşa boşver bunları" dediğinde beni nasıl acıttığını görebilecek misin? Bence göremeyeceksin. Ama ben her zamanki gibi sonunu bildiğim hikayeyi yaşamaya devam edicem. Ve bu hep böyle başa dönerek ilerleyecek benim hayatımda. İki insanın anlaşabilmesi çok zor çünkü, ve korkarım giderek daha da zorlaşacak.


Neyse ya, bırakalım bunları şimdi. Seni seviyorum.. nerde kalmıştık?


PS: Sevgilimin bu blog'dan haberi yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Yani o değil, başkaları okuyacak bunları. Ve bunun gibi gelecek olan birçok yazıyı. Sevgilim mi? O, kafasının içinde beni kaybetme korkusu taşımadan "gittiği yere kadar" mantalitesiyle hayatına devam edecek. Bense o uyurken onun sıkılıp gideceği zamanı düşünmeye...

Babama N'olmuş


Babam hiçbir zaman çok ilgili bi baba olmadı. Tamam, hakkını yemeyelim hep çok para veren, bize Türkiye standartlarına göre çok iyi bi hayat sağlayan, güzel evler, güzel arabalar, limitsiz kredi kartları ve büyük davetlerle bizi büyüten bi adamdı. Gel gör ki adamda maneviyat sıfırdı. 22 yıllık ömrümde bir kere "canım kızım" deyip bana sarıldığını bilmem. Ama sanırım para bana da tatlı geliyodu ki bundan çok da fazla şikayetçi olmadım. İstediğim her şeyin anında olması benim için daha önemliydi. Sadece bi banka gibiydi o benim için. Para lazım olduğunda arayıp "baba naber param bitti" derdim, en uzun konuşmamız bu olurdu. İşkolik olduğu için zamanının çoğu ofisinde ya da iş seyahatlerinde geçerdi. Annem çok aklı başında, anlayışlı ve hiç kıskanmayan bi kadın olduğu için bu durum hiçbir sorun yaratmazdı.

Ergenlik dönemlerime kadar babamla en ufak bi sorunum bile olmadı. Ne zaman ki o pis ergen bunalımına girdim ben de anormal bi asabiyet başladı. Bi gün eve boynumda bi morlukla gelmiştim. 16 ya da 17 yaşındaydım. İlk defa bi sevgilim olmuştu. Masum bi öpücük boyunda bırakılan bi morluğa dönüşmüştü, ama daha ileriye gitmeden durmuştuk. Eve gelip babam beni o şekilde gördüğünde o her istediğimi yapan adam gitti yerine bi canavar geldi. Deli gibi bağırıp bana hakaretler ediyordu. O günden sonra yavaş yavaş aramız açılmaya başladı. Şimdi düşünüyorum da ben olsam ben de aynı tepkiyi verirdim. Ne demek abi babanın yanına boynunda morlukla gelmek?

Neyse aradan geçen 1-2 senede olay unutuldu gitti babamla tekrar iletişim kurabilmeye başladık. Ama bu sefer de başka bi sorun vardı. Babam biraz maço, gerikafalı falan bi adamdı. Annem bana hamile kaldığında ve ultrasonda kız olduğumu öğrendiklerinde bile "Hayır benim oğlum olacak" deyip her şeyimi mavi aldırmış, sonra hemşire doğumhaneden çıkıp "Tebrikler kızınız oldu" deyince ilk söylediği "emin misiniz? nasıl olur?" olmuştu. Belki de bu yüzdendir, kendimi hep babam tarafından istenmiyomuş gibi hissettim. Liseyi birincilikle bitirdiğimde bile bi "Aferin" duyamadım ondan. Başka aileler tarafından hep örnek evlattım ama babama gelince hep bi eksiğim vardı işte, ya da o bulurdu.

Oğlu her zaman onun için daha önemliydi. Bana çaktırmamaya çalışsa da içinden o'nu daha çok sevdiğini bilirdim hep. Zaman içinde bunu çok açıkça göstermeye başladı. İçimden çok üzülüyodum ama ses çıkarmıyodum. Diyorum ya babamla hiçbi zaman çok yakın bi ilişkimiz olmamıştı zaten. Aynı evin içinde yaşıyoduk, ama hiçkimse birbirini görmezdi bile. 3 katlı büyük bi evimiz vardı. Herkes bi köşeye dağılırdı, kaldı ki herkes eve sadece uyumaya gelirdi. Öyle akşam yemeklerini her gün aynı saatte ve hep beraber yiyen ailelerden olmadık biz hiçbir zaman. Ama çok da vahim değildi durum, dışardan bakıldığında örnek gösterilen dört dörtlük bir aileydik.

Ben büyümeye başladıkça, babamla ilgili içimdeki boşluk da büyüyordu. Birkaç uzun süreli beraberliğim olmuştu ama sonunda hiçbiri yürümemişti, bi süre sonra çok ilginç bişey farkettim. Sevgililerimin hepsi babamla paralel özellikler gösteren tiplerdi. Maço, dediğim dedik, inatçı ve tutarsız karakterler. Hayatımın aşkı dediğim sevgilim beni en yakın arkadaşımla aldatınca artık bişeyler yapılmalı diye düşünüp psikolojik tedavi görmeye başladım. Birkaç seanstan sonra doktorum şöyle dedi:

"Babanla ilgili içindeki boşluk sandığından daha büyük olabilir, zira ondan alamadığın maneviyatı ona benzeyen erkekleri bulup hayatına sokarak bulmaya çalışıyosun, ama gör artık! Bunlar sana göre tipler değil, her seferinde deneyip yanılarak kendini yoruyosun. Babanın boşluğunu asla bi başkası dolduramıcak. Bunu kendi içinde aşman lazım."

Seans bitiminde uzun uzun düşündüm, evet doğru söylüyordu. O günden sonra bi daha asla öyle adamları hayatıma sokmadım, demek isterdim; ama tabi ki öyle bişey olmadı. Bildiğimi okumaya, acı çekmeye, çektirmeye devam ettim. Bu aralar biraz akıllanmış olabileceğimi düşünüyorum; çünkü şimdiki sevgilimin babamla uzaktan yakından alakası yok. Ve neden bilmiyorum ama hayatımda hiç olmadığım kadar huzurluyum -en azından genel olarak-. Şunu da öğrendim ki kız çocuklarının babalarıyla olan ilişkisinin kesinlikle hayatlarına soktukları adamlarla olan ilişkilerinde büyük bi payı var. "Kız çocuk babasına benzeyeni seçer" lafına da inanıyorum artık.

Babama ne mi oldu? 3 sene önce annemden boşandı. Depresyona dayanamayıp tası tarağı topladı ve Antalya'ya yerleşti. Şimdi biz 1-2 ayda bi telefonlaşan, 6 ayda bi görüşen bi baba-kızız. İçimdeki boşluğa gelince.. O hiç kapanmadı, kapanmıcak. Babam o boşluğa para tomarları sıkıştırdı sağolsun.

Kimse Okumazsa Ben Okurum


Son bir saattir, amaçsızca internette geziniyorum. Hava çok soğuk ve haziran ayında olmamıza rağmen anormal yağışlı. Ben de eve kapattım kendimi. Napsam napsam diye düşünürken okuduğum bikaç yazıdan etkilenip küçüklüğümden beri yaptığım gibi oturup yazmaya başladım. Her konuda çok modern olmama rağmen bu konuda geri kafalıyım sanırım, çünkü hala yazılarımı elle yazıyorum. Kağıt kalem bana daha samimi geliyo belki de bilemiyorum. Yazarken bi anda dünyayı unuttum. Kendimle başbaşa kaldığım ender anlarda her zaman yaptığım gibi düşünmeye başladım. Hayatımı, gelmek istediğim noktayı, gelebildiğim noktayı, hayalkırıklıklarımı ve başardıklarımı. Sonra bunu başkalarıyla da paylaşmak istediğimi farkettim. Ama etrafımdaki sahte arkadaşlarımla, dostlarımla değil beni hiç tanımayan insanlarla. Çoğu şeyin anoniminden hoşlanmayan ben, bi anda nedense böyle bi işe girdim. Sevgilime blog'unda tuhaf tuhaf anılarını anlatıyo diye kızan ben, bi anda garip bi istek duymaya başladım. O kadar kaptırdım ki son yarım saattir içerde ısrarla çalan telefona bakmak bile içimden gelmedi.

Blog'un adı "Ben İyiyim". Neden bilmiyorum ama çocukluğumdan beri insanlar farkında olmadan sürekli bana "sen iyi misin?" sorusunu sorar. Ya hep kötü hissettiğimi düşündüklerinden, ya beni tuhaf bulduklarından, ya da hareketlerimi anormal karşıladıklarından... bilemiyorum ama o kadar çok "ben iyiyim" demek zorunda bırakıldım ki aklıma ilk bu isim geldi. Yazdıktan sonra da çok "ben gibi" buldum. Sanki oraya ad-soyad yazmışım gibi oldu.

Kimseyi kandırmayalım. Sıradan bi kızım ben. Dışarda görseniz blog yazacağına asla inanmayacağınız, her şeye burun kıvıran, hiçbir şeyi beğenmeyen, dışardan acayip soğuk ve şımarık görünen tiplerdenim. İçerdense kendisiyle ağır şekilde dalga geçen, kendi kendini eleştirirken yerden yere vuran, kimseye güvenemeyen, sık sık acıtılan bi kızım. Sorunlarım var her insan gibi. Hatalarım desen gırla... O yüzden kendimi tatmin etmeye geldim buraya. Kendime hesabını veremediklerimi, oturup düşüne düşüne kafayı yediklerimi buraya yazıcam.
Siz insanlar bunları okudukça ben temizlenicem, içim rahatlıcak.

O yüzden hepinize şimdiden merhaba, beni güzel karşılayın okuyun fikir verin falan.

Ya da siz bilirsiniz, okumayın istemezseniz. Kimse okumazsa ben okurum di mi?