7 Temmuz 2010 Çarşamba

Kıskanmayan Sevgili

Biz kadınlar gerçekten tuhaf varlıklarız. Sevgilimiz bizi çok kıskansa boğuluruz, hiç kıskanmasa şüpheleniriz "acaba beni sevmiyo mu" diye. Böyle düşünmemizin nedeni küçüklükten beri beynimize kazınan "seven insan kıskanır" saçmasıdır. Evet beyler siz iyisi mi dozunda kıskanın bizi. Hem hiç yoktan iyi, hem de fazlası size zarar verebilir. 

Bildiğiniz üzere benim "HİÇ KISKANMAYAN" bi sevgilim var. Ne yaptıysam ne ettiysem kıskandıramadım adamı. Benimle gelmediği için tek başıma gittiğim party dönüşleri eve erkek arkadaşlarım da bıraktı, körkütük sarhoş da geldim, eski sevgililerimin aradığını da biliyo... ama yok! Adam kıs-kan-mı-yo! Tam bi tuhaflık var diye düşünmeye başlarken başımıza bi olay geldi anlatiym size de: 

Geçen akşam evde tek başıma boş boş oturuyordum. Günlerdir sevgilimde kaldığım için o gün evde kalmak geldi içimden. İşten çıktığında onu arayıp çağırdığımda "yorgunum Lilly, biraz çalışıp hemen uyucam, sen istersen gel." deyince hiç düşünmeden "yok" dedim. "Gelmicem bugün." Sonra içimden söve söve sinir küpü şeklinde koltuğuma uzanmış kucağımda laptopla takılıyodum ki facebooktan bi ekleme talebi geldi. Normalde tanımadıklarını eklemeyen biri olarak (gerçekten eklemem), tam ignore edecekken ortak arkadaşlarımızı görünce "dur bakalım bi emin olalım" dedim. Unutkanlığım yüzünden daha önce tanışıp ignore ettiğim bir sürü insan kendimi yeterince mahcup hissetmeme neden oldu zamanında. Neyse resimlerine bakmak için kabul ettim. Tanımadığıma iyice emin olduktan sonra da tam silicektim ki mesaj geldi.

O: Selam
Ben: Selam biz tanışmıyoruz galiba di mi?
O: Tanışmıyoruz, Kusura bakma tanıdık geldin ekledm ama resimlerden çıkaramadım.      İstersen silebilirsin,erkek arkadaşın da varmış ayıp olmasın.
Ben: Canıma kast etmiceksen, ya da bana asılmıcaksan sorun yok. (Küçük bi not: "Sevgilim denen adam kıskanmak nedir bilmez o yüzden hiç kızmaz" diyemedim tabi ki elalemin adamına!)
O: Tabi ki canına kast etmicem, ve sevgilisi olan kızlara asılmaya ihtiyacım yok.


.....falan filan derken ordan aldı bi muhabbet. Kaan 25 yaşındaydı. Üniversiteden bu sene -gecikmeli olarak- mezun olmuş, işiyle gücüyle uğraşan, ama spor manyağı bi adamdı. Konuşmanın devamı spor ekseninde gitti zaten. 10 dakikadan sonra "yarın tenis mi oynasak yeaa?" moduna girmiştik. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama benim uzun zamandır öğrenmeyi düşündüğüm sörf konusu açıldı. Meğer o da öğrenmek istiyomuş. Ben de kendi konuştuğum sörf okuluyla ilgili detayları verdim ona. Ona da cazip gelince "tamam abi birlikte gidelim ders alalım o zaman" durumu oldu. Hani bilirsiniz spor yapmak istediğinizde arkadaşlarınızın hiçbiri götünü kaldıramaz yalnız kalırsınız ya hep, işte ben de onlardanım. Birine "sıkıldım salonda fitnesstan fln, hadi gel açıkhavada koşalım" dediğim zaman, "ay valla hiç götümü kaldıramam Lilly" cevabını almaktan sıkıldım artık.


Neyse biraz daha konuştuk ama inanın ne bir asılma, ne bir ilgi, ne de bir alaka. Gayet spor aşkıyla yanıp tutuşan iki medeni insanız biz. Sonunda şöyle bi mesaj attı: "Merak etme ders çıkışlarında 'bi-kahve-içelim-erkekleri'nden birine dönüşmem, sen sevgiline gidersin ben evime dönerim. Ama gece izin sorunun yoksa şimdi çıkıp bi kahve içelim de sörf okulunda tanışmayalım di mi?" E mantıklı. "Tamam" dedim ben de. Sonra sevgilimi aradım. "Aşkım ben biraz çıkıyorum yeni bi arkadaş edindim beraber sörfe gidicez onla kahve içip gelicem" dedim. O da bana "nerden tanıştın?" deyince, "facebooktan" dedim. En sonunda "iyi git" dedi. Sıfır kıskançlık, sıfır hesap sorma, sıfır panik. Adam sanki kıskançlık duygularını aldırmış. Buna bile "peki" dedi.

E tabi o da öyle deyince ben de çıktım gittim buluşmaya. Kaan'la 2 saat kadar oturup kahve içtik, muhabbet ettik. Adam gayet eli yüzü düzgün, kibar, olgun, sportmen ve yol yordam bilen bi adam; ama yemin ederim bir dakika için bile "gideri var mı" diye düşünmedim. Ya da sevgilimden daha iyi olduğunu düşünmedin, kıyaslama yapmadım. Ben sevdiğimadama aşığım ahali, böyle şeyler gelmez bana. Tamamen iyi niyetliyim yani. Kaan başladı programlar yapmaya "şu gün koşarız, şu gün bisikletle çıkarız, şu gün sörfe başlarız" falan diye. Sonra sevgilim aradı "geliyo musun" dedi. Çok da özledim aptalı, hemen koştum gittim. 


Gittiğimde beni kapıda karşıladı ve son 1 aydır en lanet hallerime, sabah şişmiş gözlerime, kirlenmiş saçlarıma şahit olan adam tabi ki dışardan gelen halime bakınca şaşırdı ve "maşallah baya da süslenilmiş" dedi. Şaka yaptığını düşünerek gülüp geçtim. Bilgisayarının başına geçti, hala işle ilgili bişeylerle uğraşıyordu. "Saat 12'yi geçti hala bitmedi mi bu iş?" dedim. Yüzüme bile bakmadan "bitmedi" dedi. Konuşmanın devamı şöyle geçti:

O: Ee anlat bakalım naptın ne ettin, ne iş? 
Ben: Yaaa hayatım işte tesadüfen facebookta tanıştık, birlikte sörfe gidicez. o sordu sevgilin de gelir mi diye ama kesin gelemezsn diye sanmam dedim. gelir misin acaba? 
O: Hayır
Ben: Ben de öyle düşündüm sevgilim. neyse yani beni rahatsız eden bi durum olmadı. O da senin benim gibi bi insan en nihayetinde. Yarın sabah koşmaya gidicez bi de. Hadi ben çok yoruldum yatıyorum sen de bitir işini de gel hemen.  

.....dedikten sonra yatağa geçtim üzerimi bile değiştiremeden sızmışım. Saat 2 sularında sevdiğimadamın sesiyle uyandım. "Lilly hadi kalk üstünü değiştir böyle yatma" Kalktım giyindim ve yeniden yattım. Ama bir terslik vardı. 2 aydır bir gece bile bana sarılmadan uyumayan adam kocaman yatağın öbür ucuna gitmiş, arada 2 kişilik bi boşluk bırakmıştı. Bilinçli yaptığını düşünmediğim için ben ona sarılmaya çalışınca birdenbire çıkıştı: "Sarılma Lilly çok sıcak!" Bunu söylerken üzerinde çift kat yorgan vardı. O anda bir terslik olduğuna emin oldum. "Yorgan örtme çok sıcaksa" deyip ben de arkamı döndüm. Yine içim rahat etmedi, sürekli sorular sormaya başladım. Bir problem mi vardı? Bir şeye mi kızmıştı? Neye kızmıştı? Offf ki ne offf...


Sonunda konuştu nihayet. "Merak ediyorum Lilly, aynı şeyi ben yapsam sen ne tepki verirdin? Eminim ortalığı birbirine katardın ve buna rağmen senin böyle bişey yapman bana çok ilginç geliyo" dedi. "Naptım sevgilim? Gizli saklı biriyle mi buluştum, seni mi aldattım, flört mü ettim?" dedim. O da tekrar: "Yani nette tanışıp yarım saat sonra buluşmalar falan ilginç yani" dedi. O an anladım. KISKANMIŞTI! Tuhaf bi şekilde mutlu oldum. Beni hiç kıskanmaması o kadar gözüme batmıştı ki o an gördüğüm o kıskançlık tohumları beni acayip sevindirmişti. Ben de bunun üzerine "peki hayatım haklısın özür dilerim, bi daha böyle bişey olmıcak" dedim ve ona söylemeden Kaan'a sabahki koşuya gidemeyeceğimi, çünkü ananemi karşılamaya havaalanına gitmem gerektiğini söyleyen bi mesaj attım. "Sevgilim kıskanıyo gelemem" dicek halim yoktu.

Sabah uyandığımızda sevgilimin o nemrut hallerinden eser yoktu. Öpüp koklayarak uyandırdı beni ve daha gözlerini bile tam açamadan konuştu: "Lilly, ben dün gece seni çok kıskandım. Sen bana 'bigün başka birine aşık olmazsam ya da sen beni aldatmazsan seni bırakmam' demiştin ya.... işte bu çocuk seni benden alır diye korktum bi an."


"İŞŞŞŞŞTEEEEE BUUUUUUUUUUUUUU!!!" diye bağırdım. Ama içimden :)  


 Dışımdansa: "Haklısın hayatım ben de rahatsız olduğunu farkedip gece mesaj attım koşuyu iptal ettim. Bundan sonra böyle şeyler olmıcak söz veriyorum, dikkat edicem. Sen benim için her şeyden önemlisin. Seni seviyorum." dedim ve konu kapandı.

Evet. Sonunda olmuştu. Kıskanmayan adam açıkça kıskandığını belirtmişti. Tabi ki kıskanıcaktı. Beni seviyordu ve ne kadar modern ve "mezhebi geniş" bi adam olsa da, sonuçta o da bi "erkek"ti....

4 Temmuz 2010 Pazar

Sosyal Medyada Olmak Ya Da Olmamak

Sosyal medya gitgide hayatımızda daha da büyük yer kaplayan bi olgu. Teknoloji manyaklığının her yeri sarmasıyla birlikte biz de büyük bi hızla bu girdabın içine çekiliyoruz. İşi dozunda bırakanlar neyse de, şu ara sosyal medya malzemelerini hayatının merkezine oturtmuş birçok insan görüyorum. Ben onlara "sanal insanlar" adını taktım. Düşünün, bu tarz mecralarda kendinizi rahatlıkla istediğiniz şekle sokabilir, ulaşamadıklarınıza ulaşmış gösterebilir, karşınızdakinin sizin istediğinize inanmasını sağlayabilirsiniz. Sanal alem kötü taraflarınızı, zaaflarınızı, eksikliklerinizi; kısacası sizi mükemmellikten uzaklaştıran her şeyi örter çünkü.

Son zamanlarda insanlardan "yaaa twitter'dan kız düşürdüm, resmi taş gibiydi buluşalım dedim hemen, bi buluştuk karı patates çıktı, ben tabi hemen topuk" tarzı lafları sıklıkla duymaya başladım. Sosyal medyayı kullanarak gerçekliklerini örten sanal insanlar sayesinde bu hale de geldik sonunda. Onu da geçelim, geçen gün ben bilmeden kendine farklı bir MSN adresi alan annemin bile ekleme talebini reddettim, biri beni mi kekliyo korkusuyla. Acaba farketmeden fazla mı ileri gidiyoruz? "Kendimiz olmak" ne zaman bu kadar zorlaştı? Etrafınıza bakın, herkeste bi ego patlaması, bi aşırı özgüven durumları.Kendini sanal alemlere saklayan, farklı yansıtan gençlerimizi gerçek dünyada da görmek isteriz, buyursunlar gelsinler...


Bu kadar yakındığıma bakmayın, aslında ben de o sosyal medyanın müptelalarından biriyim. Elimde blackberry'm her yaptığımı en ince ayrıntısına kadar twitleyenlerdenim, gittiğim eventlerin resimlerinde hemen facebook'a taglenenlerdenim, friendfeed'de hesabım olmasa da oralarda çok meşhur olmuş bi adamın sevgilisiyim, hadi onu da geçtim blog'umda hiç tanımadığım insanlarla fikirlerini paylaşan bi kimseyim. Eee o zaman ne haddime di mi durumu eleştirmek? Aslında haddim. Neden haddim diye sorarsanız şöyle söylerim: Benim eleştirdiğim sosyal medyanın varoluşu değil, bilinçsiz kullanıcıların onu kirletişi. İşin aslı bu kadar müptela bi şekilde yaşamanın, şimdi çok belirgin olmasa da hızla, çığ gibi büyüyecek olan zararları. Başka karakterlerde yaşıyoruz bi bakıma. Karşımızdakinin bilmesini istediğimiz kadarını bilmesini sağlıyoruz. Eskiden bir ortamda görüp hoşlandığımız adamı gelecek hafta yine aynı yerde görmeyi beklemek durumundayken şimdi eve gider gitmez hoooop facebook açılıp, dedektif gibi adamın izi sürülüyor ve hakkında her şey 10 dakika gibi kısa bi sürede öğrenilip tanışılıyor.

Eminim çoğunuz sanal alemlerde resimlerinizi çalıp kullanan fake user'lardan çekmişsinizdir. Benim yakaladıklarımdan biri bana utanmadan "kusura bakma canım ama resimlerin bana bi müddet daha lazım!" diye çıkışmıştı, ne diyeceğimi bilemedim inanın, "peki bacım al senin olsun hepsi" modunda gezdim. "Adam seni buluşmaya çağırırsa da kafana kese kağıdı geçirir öyle gidersin" diye de ekledim. Sonumuz nereye gidiyor hanımlar beyler sorarım size. Ben küçükken MS-DOS'la çalışan Prince of Persia'yı oynardım, şimdi 6 yaşındaki kuzenim facebook'tan bana ekleme talebi gönderiyor. (Yoo hayır, henüz şimdiki nesilden şikayetçi olacak kadar yaşlanmadım!) Ben, okulda bi ödev verildiğinde "google'lamak"tan ziyade bütün gece ansiklopedi karıştırıp sorulara elle cevap yazılan döneme kısa bir süre de olsa yetişebildim oysa. (Kabul ediyorum çoook kısa bi süreydi, sonra hemen google geldi imdadıma yetişti sağolsun:))






Duygularımız, aşklarımız, arkadaşlıklarımız hatta bazılarımızın cinselliği bile sanal artık. Ben 21 yıl yaşadığım "gerçek" hayatı yanıma kar sayar geçerim de, bizden sonraki zavallılar ne yapıcak arkadaş? Internet aşkları var biliyosunuz, zamanla evliliğe dönüşebilen aşklar bunlar. Siber ilişkiler siber evlilikler... Çoğu da mutsuz sonla biter bildiğiniz üzere. Aile nedir? Toplumun en küçük yapı taşı di mi? E noluyo internet evlilikleri bitince? Oluşturdukları "aile" kavramı da bitiyo. Dolayısıyla toplumun en ufak yapı taşı parçalanıyo. Uyanın ahali gitgide uzaklaşıyoruz birbirimizden. Yeni ailelerimiz bilgisayarlarımız artık! Sevgilisiz, ailesiz yaşayabiliyoruz, ama bilgisayarlarımızdan kopamıyoruz, olmuyo işte olmuyo..


Bir de teşhircilik meselesi var. Twitter'da vs. ne kadar çok "Bebek'te kahve keyfi" ya da "Bodrum Lola'dayım şekerleeerr" laflarına rastladık. "Bize ne senin nerde olduğundan" desek de kabul edelim hepimizin hoşuna gidiyo azıcık da olsa bu gözetlenme fikri. Ya da takip edilen insanlar olmayı seviyoruz. Ruhumuza işlemiş artık teşhircilik; bi de maalesef insanoğlu hiç ileriyi göremiyor. Bundan 20 sene sonra ciddi bir şirkette iyi bi pozisyonunuz olduğunda zamanında internette paylaştığınız çılgın parti fotolarınız ya da tuhaf ilişkileriniz çat diye karşınıza çıkabilir, akıllı olun kardeşim biraz! Ben bunun farkına yeni varanlardanım. Bakmayın bıdı bıdı yaptığıma, 1 ay öncesine kadar tuvalete gitsem "ooo yeeeaa tuvalette bile yazıyorum arkadaş" modundaydım. Sonra bi gün "noluya lan?" dedim "elalemin karısına/herifine ne benim nerde naptığımdan". Şimdi sadece bir iki tespitimi paylaşıyorum o kadar. Burda her ne kadar eleştiride bulunuyor olsam da aslında bu biraz da bi özeleştiri.
(İç ses: Ben sana "sosyal medyada varolma" demiyorum. Ol, yine ol...ama hobi olarak ol. Gerçekliğini kaybetme bebeğim. Be yourself yani.)

Kısacası cazip ama kötü bi yoldayız gönül dostlarım, dediğim gibi biz en azından "gerçekliği" kıyısından köşesinden tadabildik, peki ya bizden sonra gelecek olan cyber-nation? Bundan 50-60 sene sonra nine modunda torun torba sahibi olduğumda pencere kenarında kucağımda son model laptopumla uzaktan izlicem ben onları. İzleyip beylik laflar edicem benim ananemin bana ettiği gibi: "Hey gidi hey, bizim zamanımızda böyle miydi, şimdiki gençlik uçmuş!" 

Bütün bunlardan sonra soruyorum size: Tehlikenin farkında mısınız?

Söyleyeceklerim bu kadar canlarım, şimdi dağılabilirsiniz. Öperim hepinizi.



ÇocukAdam



Önsöz: Bu yazı sevgi çiçeği modunda yazıldı, şimdiden uyarmak isterim.


Şu anda, tam şu anda SevdiğimAdam yanımda bebek gibi uyuyor. Ben kucağımda laptop bi ona bakıyorum bi ekrana. Halletmem gereken işler var ama bi türlü başlayamıyorum, o yanımdaki surata gözüm kayıyor her seferinde. Dün gece arkadaşlarını eve davet etti, 8 kişilik bir grup sabaha kadar yiyip içip muhabbet ettiler. Bildiğiniz çocuk gibi eğlendiler. SevdiğimAdam çok mutluydu, gözleri parlıyordu dün gece o ortamda. Yanında ben'im oturduğumu bile unuttu zaman zaman; çünkü o muhabbet adamıydı, keyif insanıydı ve onun için arkadaşlarıyla yiyip içerek sohbet edilen bir geceden daha güzel bir şey olamazdı. Saat 2 gibi artık benim pilim bitti ve yatmaya gittim. SevdiğimAdam ve arkadaşları kapının önünde gürültü yapıp çorba içmeye çıktıklarında uyandım. Saat 5 olmuştu. Gerizekalı aşıklar gibi camda gelmesini bekledim bi süre. Sonra "napıyorum ben lan" dedim girdim içeri hemen. Geri geldiklerinde yanıma geldi "hadi uyuyalım artık" dedi. Her zaman yaptığımız gibi sımsıkı sarılıp uyuduk. 

O kadar sıkı sarılırdı ki bana, damarlarından akan kanı hissederdim. O harika "adam" uyurken birdenbire "çocuk" oluverirdi. Uykusu ağır, gürültüden rahatsız olmayan küçük çocuklar vardır ya hani; gündüzleri muzurluk yapıp, sürekli koşup atlamalarına, annelerini kızdırmalarına rağmen gece olup uyuduklarında meleğe dönüşen çocuklar...işte öyleydi o da. ÇocukAdam'dı aslında. Kalbimi yerinden söküp alan, ama hiç acıtmadan alan ve ona şu an benden bile daha iyi bakan adam.

Sabah 9 gibi yine herkesten önce ben uyandım. Ne çalan telefonlar, ne de benim yarattığım gürültü ÇocukAdam'ı uyandırmaya yetmedi, uykusu ağırdı işte. Şu an bile yanımda hiçbir şey hissetmeden, onun hakkında sabah sabah yazılar yazdığımı bilmeden uyuyor. Nefesini yanağımda hissediyorum. 

SevdiğimAdam o kadar güzel bir "şey" ki, bana bugüne kadar hiç tatmadığım mutlulukları tattırıyo.  Şu an onu bu şekilde seyrederken hissettiğim duyguların tarifi yok....gerçekten yok. Uzun uzun inceliyorum onu. Kirpiklerinin kıpırdamasını, nefes aldıkça karnının alçalıp yükselmesini, arada bi gözünü açmadan "saat kaç" diye sorup uykuya devam etmesini, ben yanında çat çat çat yazı yazarken hiç ama hiç rahatsız olmamasını izliyorum son 2 buçuk saattir. Birazdan yazıyı bitirip laptop'u kenara koyup ona doğru yaklaştığımda yine başımı göğsüne yaslayıp, beni boğarcasına sımsıkı saracak... ve ben yine aşkla dolucam, kafamın üstünden kırmızı kalpler çıkarıcam. SevdiğimAdam böyle biri işte: uyurken de sevgisini hissettirebilen, çaba göstermeden de kendisine aşık edebilen bi "adam". ÇocukAdam.



1 Temmuz 2010 Perşembe

Kadınlar ve Erkek Borsası

Biz kızlara, yanında sevgilisi olan erkekler nedense daha cazip gelir. Belki bilinçsizce "bu adamın sevgilisi olduğuna göre belli ki bunda bir şeyler var, dur ben bakayım bi şuna" deriz. Hele kız güzel ama erkek çirkinse, kesin o adamda inanılmaz iyi özellikler vardır; yoksa o güzel kız o adama niye baksındır? İşte ben de bu doğrultuda erkekleri borsadaki hisse senetlerine benzetiyorum. Alıcısı çıktığı zaman değer kazanır, pazarda yükselirler. Erkeklerde 'başı bağlı' kızlara karşı böyle bir güdü olduğunu sanmıyorum. "Delikanlılığa leke sürdürmemek için" aşkından ölseler de sevgilisi olan kıza belli etmezler kolay kolay. Ama kızlar öyle mi? ASLA! Bir kızın bir erkeği elde edebilmesi için istemesi yeterli. Yanında sevgilisi olmuş olmamış fark etmez. 


Bundan 5 sene önce daha ilk ciddi ve oturaklı ilişkimi yaşadığım sıralarda her genç kız gibi ben de en yakın arkadaşımı sevgilimle tanıştırmak istiyordum. Arkadaşım, onun sevgilisi, ben ve benim sevgilim bir gün buluşmaya karar verdik. Sonrasında bu 4 kişi bir anda bir hayli samimi oldu. Sürekli programlar yapar olmuştuk, bazen de biz kız kıza buluşurken onlar iki erkek buluşurlardı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra maalesef arkadaşımla sevgilisi ayrıldı. O dönemde ben ve sevgilim, arkadaşıma çok destek olduk. Onu hiç yalnız bırakmamaya çalıştık. Her yere üçümüz gider olmuştuk. Başlarda bu durum keyif verse de zamanla bi tuhaf gelmeye başladı. Sevgilimle hiç yalnız kalamamaya başlamıştık. Ne zaman baş başa program yapsak Elif de bi yerlerden çıkıp geliyordu yanımıza. Bu şekilde geçirdiğimiz 6 aydan sonra sevgilimin bazı sadakatsizliklerini yakalamamla beraber ayrılmaya karar verdim. Elif de tıpkı benim ona yaptığım gibi bu süreçte bana çok destek oldu. Yalnız bırakmamaya çalıştı. Hep "aman bırak ya sana göre değildi o zaten" derdi. Genelde birlikte vakit geçirirdik. Ya o bende kalıyordu ya da ben onda. Yalnız bazı günler başka arkadaşlarıyla vakit geçireceğini söyleyerek ortadan kayboluyordu. Beni de tanıştırmasını istediğimde "boşver sen sevmezsin onları" diyerek geçiştirirdi ben de üstelemezdim. Bu arada sevgilim beni arıyor, barışmak için peşimde koşuyordu. Sonunda bir gün bitip tükenmek bilmeyen aramalarından sıkıldığımda "yeter artık bırak peşimi" diye bağırdım ona telefonda. Bana verdiği cevabı bugün bile unutamıyorum: "Eeee yeter be kızım! Sen benim kıymetimi bilemedin, bak arkadaşın bile bana hasta. Daha dün benim evimdeydi, aç artık gözünü!" O bunları dedikten sonra ne oldu bilmiyorum. Bir anda kulaklarım duymamaya gözlerim görmemeye başladı. Hiçbir şey diyemeden telefonu elimden düşürmüşüm. Sonrasında 1 hafta evden hiç çıkmadan, kimseyle konuşmadan geçti günlerim. Elif aradığında da açmıyordum, ama ona kızdığım veya ondan şüphelendiğim için değil; sevgilimin en yakın dostuma attığı iftiranın etkisinden kurtulamadığımdan. Hiçbir zaman sevgilimin haklı olabileceğini düşünmedim o yüzden Elif'e de böyle bir şey var mı diye sormuyordum. 


Bir gün en yakın diğer dostumla, annemle bu konuyu konuştum. Annem: "Ben Elif'e kendi kızım kadar güveniyorum. Asla böyle bir şey olamaz. O adi çocuk aranızı bozmak için söylüyordur bunları" deyince hepten rahatladım. Yine de hani böyle bi şüphe kemirir ya insanı; hep "ya doğruyu söylüyorsa?" diye düşünürüz ya...arada bir benim de aklıma böyle şeyler geliyordu ama soramıyordum işte bir türlü. Aradan bir hafta daha geçti başka bir arkadaşım aradı. "Sana bir şey söylemem lazım Lilly, Elif'le Can bu ara çok samimiler, dün Elif onun evindeydi." dedi. Hayatımda hiç kendimi bu kadar salak yerine konmuş hissetmemiştim. Gözlerimden alevler çıktı adeta. O sinirle dayanamayıp artık Elif'i aradım. Konuşmamız aynen şöyle geçti:


Lilly: Elif sana bir şey sormam lazım.
Elif: ııııııı tabi canım sor
Lilly: Sen dün Can'ın evinde miydin?
Elif: Lilly bak... düşündüğün gibi değil açıklayabilirim. Sizin ilişkinizi düzeltmek için konuşmaya gittim ben....
Lilly: Sen benim kardeşimdin Elif, kimse yokken ben senin yanındaydım, bunun için miydi?!?! Yazıklar olsun!
ÇAAAAT!


Son olarak bunları söyleyip kapattım telefonu, ne bir küfür ettim ne bir hakaret ne de bir tehdit.... Hiçbir şey. Sözün bittiği yer orasıydı. Ben daha onu suçlamadan panikleyip durumu kıvırmaya çalışması her şeyi doğrular nitelikteydi zaten. Yine de o anda kendini savunsun istedim, inkar etsin istedim. Kardeşimdi o benim, bu kadar düşmüş olamazdı, bana bunu yapamazdı. Elif o günden sonra bir daha asla beni aramadı. Tam 3 ay boyunca hergün ağlama krizlerine girdim. Anneme sarılıp uyudum geceleri. Hayatımın ilk kazığını yemiştim. 18 yaşımdaydım ve 2 sene çıktığım her şeyimi paylaştığım adam, en yakın arkadaşımla beraber olmuştu.


Aradan geçen 1 senede olayın iç yüzünü daha detaylı bir şekilde öğrenmiştim. Hiçbir zaman adı konmuş bir ilişkileri olmamıştı; ama daha Can'la ben ayrılmadan onların bu gizli ev buluşmaları başlamıştı. Can, Elif'i benden haber alabilmek için kullanmıştı, ama bir yandan da kendini tatmin etmekte kullanmıştı pezevenk. Elif de salak gibi tuzağa düşmüş hem beni hem kendini bitirmişti. 2 sene hiç konuşmadık Elif'le. Tüm ortak arkadaşlarımız gelip beni teselli ediyordu. "BEN İYİYİM susun artık!" desem de vazgeçmiyorlardı. Elif'le tüm bağını koparmıştı herkes. Elif artık yalnızdı. Aynı okulda okuyorduk, yüzüme bakacak cesareti olmadığı için başka bir okula geçmişti. Zaman içinde her şey gibi bu da unutuldu. Aradan geçen senelerde duydum ki Elif başka arkadaşlarının sevgililerine de yamanmaya çalışmış. Hiçbir ilişkisinde dikiş tutturamamış. Geçenlerde bir gün beni aradı. "Görüşmek konuşmak istiyorum, seni özlüyorum" dedi. Saf salak olduğum için yufka yüreğim dayanamadı ve buluştum onunla. Tam 3 saat hiç konuşmadan boşluğa baktık. Sonunda "üzgünüm" dedi ve gitti. Şimdi Elif'le aynı üniversitedeyiz. Bir daha asla benimle yaşadığı hayatı, dostluğu yaşayamadı. Kampüste karşılaşınca gözleriyle "merhaba" bakışı atıp kafasını öne eğen bi kız o. En önemlisi aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala konuşurken yüzüme bakamayan, yere bakan bi kız.


Sonuç olarak anladım. Böyle insanlar var etrafımızda. Sadece sevgilileri olan erkekleri cazip bulan kadınlar.. Bilmiyorum belki de hayatlarında heyecan olması için "sahipli" erkeklere göz koyan kadınlar.. Borsa kadınları onlar. Hissesi yükselen erkeği pırlanta gibi gören kadınlar. Bu da bana ders oldu. İlk aşkımı, ilk sevdiğim adamı kaybettim ben; ve o giderken en yakın arkadaşımı da götürdü. Ama bu hayatta babana bile güvenmemen gerektiğini kardeşim dediğim en yakın dostumdan yediğim kazıkla 18 yaşımda anladım ben. Darısı başınıza.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Nerde O Eski Aşklar Azizim

Biliyorum çok klişe bi söylem olacak ama eskiden her şey çok daha kolaydı. İlişkiler, flört, hayat, iletişim...hepsi çok daha sağlam adımlarla kurulabiliyordu. İnternet hayatımıza girdi gireli her şeyden haberdar olur olduk. E insan daha fazlasını gördükçe istiyor tabi. Hiç düşündünüz mi neden zaman geçtikçe insanların anlaşması, sağlıklı bir ilişki yaşaması zorlaşıyo diye? Çünkü insanız ve açgözlülük, bencillik ve tatminsizlik doğamızda var. Her şey bi heves haline geldi artık. İstediğimizi aldıktan sonra anında hevesimiz kaçıyor ve isteyecek başka bir şey aramaya başlıyoruz.

İlişkiler açısından durum daha da vahim bence. Bugün çevreme baktığımda çok az "sağlıklı" ilişki görüyorum. Aslında "sağlıklı" dediklerimiz de bizim iyimserliğimiz. Dikkatle incelersek her şeyde muhakkak ya bir çıkar ilişkisi var ya da alışkanlığın getirdiği kaybetme korkusu. Peki ne zaman gerçekten sevmeyi, çaba göstermeyi bıraktık? Ne zamandan beri ilişkilerimiz için çabalamak yerine "hoop bu bitti, sıradaki gelsin bakalım" modundayız? Açıkçası benim gördüğüm kadarıyla halimiz içler acısı. Evlilik kurumu zaten çökmüş durumda. Benim çevremde özellikle 2000 yılından sonra olan evliliklerin neredeyse tamamı bitti. Eminim bitmeyenler de can çekişiyordur.

Birdenbire neden bu kadar karamsarlığa kapıldığımı bilmiyorum. Ama düşündüğüm zaman birkaç sene önceki ilişkilerimin daha uzun sürdüğünü, şimdi ise çoğu ilişkinin deneme-yanılma yöntemiyle tadına bakılıp bir kenara atıldığını görüyorum. Bunun nedenini birkaç sene önce yaşça daha küçük olmama bağlayanlar olabilir. Ama bu mantıkta bakarsak da şöyle bir problem ortaya çıkıyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçtiğimiz süreçte daha olgun, mantıklı ve akıllı kararlar alabilen; yani insan ilişkileri daha güçlü insanlar olmamız gerekirken neden daha zayıfmışız gibi ilişkilerimizi sürdüremiyoruz? Aslında çok basit...beklentilerimiz arttı çünkü. Herkes elinde olmayanı ister. Ne kadar çok elimizdekinden fazlasını görürsek, kendimizi o kadar daha iyilerine layık görüyoruz. Evdeki kuştan sıkılıp daldaki kuşma gitme nedenimiz bu. Evdeki kuş da bir zamanlar daldaydı, onu aldık ve şimdi daldaki daha cazip geliyo.

Ben kendi adıma bu kısır döngüye baktığımda ciddi şekilde panikliyorum. Aşka, sevgiye, bağlılığa olan inancım sarsılıyo. Kız arkadaşlarına aşık oldukları halde onları aldatan arkadaşlarım oldu. Onlara sorduğum zaman buna heves dediler. Kusura bakmayın ama benim mantığım bunu kabul etmiyor. Bana göre bir insanı seviyorsan eğer, her şeyi onunla paylaşmak istersin, bir başkası seni çekmez. Çekiyorsa ilişkinde problem var demektir. Eee nerde kaldı sadakat? Giderek tükeniyoruz gibi hissediyorum ben. "Biz" olmak giderek daha zor oluyor. Herkes "ben" olmanın derdine düşmüş çünkü. Zaten tekeşliliğin insan doğasına aykırı olduğunu savunan kitlenin etkisi altına çoktan girmişiz. Her yerde "ben"ler geziyor. BEN bunu istiyorum, BEN böyle dedim, BEN şöyle yaptım. Nerde kaldı "BİZ bugün müsait değiliz"ler; ya da "BİZ şuraya gitmek istiyoruz"lar. Ne zaman bu kadar egoist olduk abi biz? 

Düzen ağzımıza sıçıyo. Hayatın kanunu bu diyor herkes. Ben tüm eski kafalılığımla hala bu "sözde düzen"e karşı çıkmaya çalışıyorum. Ben hala inanıyorum insanların "biz" olabileceğine. Son zamanlarda da "ben" olmaya alışmış bi adamı "biz" haline getirmeye çalışıyorum. Çünkü "biz olmak", "ben olmak"tan daha güzel ve ben bunu tadabilmiş şanslı azınlıktan biriyim sanırım. 

Bugün uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla görüştüm. Bana 3 aydır süren çok güzel bir ilişkisinin olduğunu, her şeyin yolunda gittiğini ama bu işin sonunu göremediğini söyleyip yakında ayrılabileceklerini ima etti. Daha ilişkisinin başını yaşarken kafasında sonunu getirebildiğini görmek beni ürküttü, bi anda silkelendim kendime geldim. Ona biteceğini bilmesine rağmen neden bu ilişkiyi hala sürdürdüğünü sorduğumda bana gittiği yere kadar gitmesinin onun için bir sakıncası olmadığını söyledi. Anı yaşama saçmalığı altında birbirinin ömründen çalan, birbirleriyle hayatı değil, birkaç kıytırık anıyı paylaşan iki salağa dönüşmüştü artık onlar. Kendi kendime "yazık" dedim ve ekledim "ben asla bu çiftlerden olmıcam." 

Sonra sevgilimle benim ne kadar uyumsuz olduğumuzu farkettim ve düşündüm: "Ya öyleysem ve farkında değilsem?" Bütün bunlar kafamı çok kurcalıyor. Madem ilişkiler günümüzde artık birer güç savaşı, ya da alışveriş haline geldi o zaman niye kasıyoruz? Neyi ittiriyoruz da oldurmaya çalışıyoruz? Hep diyorum ya bazen her şey çok anlamsız geliyor diye. Şu an daha da bi anlamsız geldi yazınca. Niye bu kadar düşünüyorsam....regl mi olucam nedir?

27 Haziran 2010 Pazar

Seven Adam Herşeye Katlanır (Mı?)


Sevgilimle çok farklı tipler olduğumuzu daha önce de söylemiştim sanırım. Bu farklılığımız bizde giderek derin uçurumlar yaratmaya başladı. Onun böyle hissettiğini, ya da en azından bu konuda kafa yorduğunu bile zannetmiyorum ama en azından benim için bu böyle. Şöyle açıklayayım: Adam bana sürekli "sen benimle her yere gelebilirsin istediğin müddetçe, ama beni kendi ortamına sokma, arkadaşlarınla bir araya getirme." diyor. Efendim? Nasıl yani? E biz sevgili değil miyiz abi nasıl olcak o? Ciddi ciddi bana bunu söylemesinin akabinde dün gece iki arkadaşımın doğumgünü kutlaması vardı. Sevgilimin nefret ettiği, benimse abartılacak kadar olmasa da zaman zaman keyif aldığım "paranın konuştuğu" mekanlardan biri de değil, istese gayet eğlenebileceği, hatta tahminimce onun da sevdiği Çiçek Pasajı'nda bi meyhanede fasıl alt tarafı. Gündüz aradım "belki gelirim belli olmaz" dedi. Gece aradım "başım ağrıyo ben gelmicem" dedi. Ben de ısrar etmedim. Oraya gittiğimde kolumda sevgilimle orada bulunacağımı sanan 24 kişilik arkadaş grubum da şaşırdı haliyle. Beni bi köşeye çekip doldurmaya başladılar. 

- "Bırak abi böyle şey olmaz, sevse gelirdi."
- "Bu saatte sevgilisini bırakan adama gavat denir."
- "Bu çocuk seni sallamıyo kızım ayrıl gitsin."
-"Lilly yeaaa senin bu sevgilin hayali falan mı niye hiç yanında görmedik?"

...gibisinden laflar eşliğinde bir güzel dolduruşa getirildikten sonra o sinirimle içtim içtim, zorla da olsa eğlendim. Çıkışta sevgilime gittim. Başının ağrımasını bahane edip gelemeyen sevgilim geç saatlere kadar arkadaşlarıyla yemiş içmiş sıçmış sarhoş vaziyette karşımda duruyordu. Hiçbir şey demedim, diyemedim. Çünkü biliyorum yine sıyrılacak bir şeyler söylicek, yine abartan ben olucam onun gözünde, yine kavga çıkıcak, yine yine yine... 
Bari uyuyalım dedik, o zaten sızmak üzereydi. Tam uyuyacakken dayanamadım "neden yanımda olamıyosun sen benim, sevgiliyiz biz ve benim bazen senin yanımda olmana ihtiyacım var" dedim. Cevap şu oldu: "Uyuyalım Lilly kafam çok güzel şu an" ..veee anında uyudu. Şimdi o olaydan sonra ne dersin? Naparsın? Ben şahsen hiçbir şey yapamadım, sinir harbi içinde uyumaya çalıştım. Bi şekilde uyumuşum sabahı getirebildim nihayet.

Sabah ayık kafayla konuşmaya çalıştığımda ve yukarda yazdığım, bana söylenen replikleri ona anlattığımda cevabı daha da salakça oldu: "Yaaa onlar da çok geri kafalıymış ne alakası var yeaa" 
"Onlar gerikafalı değil canım senin mezhebin fazla geniş" demek istedim, diyemedim. Ya da daha ılımlı yaklaşıp "ama benim senin yanımda olmanı istediğimi biliyodun" demek istedim, sonra desem ne farkedicek ki diye düşünüp sadece "peki canım boşver" dedim ve konu kapandı.

Şimdi ben bunları niye yazıyorum? Çünkü gerçekten birileriyle bunu paylaşmaya ve yorum almaya ihtiyacım var. Sevdiğim adamın yanımda olması için daha napmam lazım? Ve şunu da söliym o da beni seviyo, zerre kadar şüphem yok hisleri konusundaki dürüstlüğünden. Ama bu nasıl bi iş ben anlamadım. Tamam bugüne kadarki sevgililerim iri yarı, göbekli, maço tipler olmuş olabilir doğrudur. Şimdikiyle de çok zıt karakterler olabiliriz o da doğrudur. Ama gerçekten biz seviyoruz, aşığız. Bu adam beni koluna takıp bin tane arkadaşıyla tanıştırdı aynı ortamlara soktu. Ben neden onu arkadaşlarımın yanına bir türlü götüremiyorum peki. Ben de sırf o seviyo diye hiç huyum ve ya tarzım olmayan aktivitelere katılıyorum, ama o yapamıyo, ve gün geçtikçe de yapamıcak gibi geliyo bana.

Soru şu: Kadınlar nereye kadar katlanır? Onları her türlü falsolarına rağmen hala sevgililerine bağlı tutan, adamların düzelebileceğine olan inançları mıdır; yoksa "napalım abi gittiği yere kadar gitsin o zaman" söylemleri mi? Benim "sosyal medya kaşarı" canım sevgilim ne zaman düzelir? Ya da ben onun bu rahatlığına, umursamazlığına ve bitmek tükenmek bilmeyen farklılıklarımıza daha ne kadar katlanabilirim? 

*acayip kafa ütülediğimin farkındayım, ama çok doldum dünden beri, anlayın beni.

25 Haziran 2010 Cuma

Nerdesin Pollyanna

"Bazen her şey boş geliyor, anlamsız gibi geliyor.
Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımız, herşeyimiz önceden belli ve biz piyon gibi gelip görevimizi yapıp gidiyoruz gibi geliyor. "Napıyorum ki ben?" diye düşünüyorum. Yine geçenlerde böyle ergen bunalımlarından birine girdiğim malum günlerimden birinde birisi bana "Hayatından çıkan herkes, daha iyisi sana geleceği için hayatından çıkar." dedi. Hiç ummadığım bir anda, hiç ummadığım bir yerde, çimenlerin üzerine uzanıp düşünmeye başladım. Bugüne kadar yaptıklarımı, yapmak istediklerimi, hayallerimi ve hayal kırıklıklarımı düşündüm. Evet belki bugün tam olarak istediğim yerde değilim, ama içimde o yere gelecek enerjiyi ve gücü taşıdığıma olan inancım sonsuz. Hayattaki duruşum, karakterim ve bakış açım dolayısıyla kendimi hep özel biri olarak gördüm. Ama laf olsun diye değil, ukalalık olsun diye hiç değil...gerçekten öyle düşündüm işte. 


Her zaman kendi kendimi küçük salak detaylarla engellediğimi farkettim. İçimde barındırdığım yüksek enerjinin önüne ket vuran hep ben olmuşum aslında. Ahmet, Mehmet ya da X, bana yaşattıklarıyla umutsuzluğa kapılmama neden olsalar da benim bugün olduğum kişi olmamı sağlamışlar ve ben her biriyle kendime bir şeyler katmışım aslında. Dün babasını ve abisini kanserden kaybetmiş bir arkadaşımla aynı masada sabaha kadar hayatımın muhasebesini yaptık. O an, bana kafama taktığım her şey çok küçük geldi. Serkan'ın bu yaşadıklarına rağmen "Hayat çok güzel" diyebilmesi benim kendi içimde yeniden bir şeyi aşmamı sağladı. "Ben kimim? Napıyorum?" diye oturup düşündüm. Gerçekten beni üzebilecek kimse yokmuş benden başka! Niye kendimi üzüyorum? Her hayatta acı olmalı mı? Belki evet belki de hayır. Ama olması gereken eğer hayatta bi çarpıklık varsa bundan sonuç çıkarman ve bu doğrultuda "yeni bir sen" olarak hayatına devam edebilmen. Bugün bir arkadaşım bana "Hayatındaki her kişi ve olay senin öğretmenlerin" dedi. Buna bu şekilde bakabilmesi bir anda bana inanılmaz bir ilham verdi. Evet şu an Ahmet, Serkan, Ayşe, o, bu, şu... bunların hepsi benim öğretmenlerim ve beni her zaman yaşadığım andan daha iyilerine götürecek motivasyonu bana yüklüyorlar. Bugün bunları düşündükten sonra bile ben "yeni bir ben" olmuş olucam. Sen de uyan ve farket artık! Aslında sahip olduklarının, yaşadığın hayatın çok küçük bir kitleye uğradığını farket ve biraz tadını çıkarmaya bak. Yarın nefes alabileceğinin, görebileceğinin, konuşabileceğinin garantisi yok. Her şey bi tarafa yarın sen, bugün olduğun sen olmayacaksın. Her dakikanın kıymetini bilmek zorundasın; çünkü ancak bu şekilde sana verilenlerin kıymetini anlar ve hayattan zevk alırsın. 


Bırak hayatta belli kuralların olsun. Mesela olaya her zaman dolu tarafından bak. Terk mi edildin? Otur, sevin. Çünkü o, sana daha iyisi geleceği için seni terketti. İstediğin bir şey mi olmadı? Bırak olmasın, ondan daha çok istediğin bir şey yolda. Ve şunu da unutma: Asla tecrübe ettiğin bir şeyin daha kötüsünü istemezsin, doğanda yok. Bilinçli ya da bilinçsiz, emin ol, her zaman daha iyisi senin için yolda. Bugün başka bir insan oldun. Bambaşka fikirlerin ve hayallerin oluştu. Sen  layık olduğunun en iyisine ulaşan yolda sadece oyalanıyorsun. Vakit kaybını bizzat kendin yaratıyorsun. 2 satır sonra vakit kaybı sana çok uzak bir şey olacak. Sen yeni bir hayata başlayacaksın. Önüne çıkan her şeyin sana bir getirisi olacak ve sen bunun bilincinde, kendinin farkında, hep en iyinin peşinde, harika bir insan olacaksın. "


05/04/2010 - 17:35-  herhangi bir yerde..