19 Temmuz 2010 Pazartesi

Bitti..

Bitti. İçime mi doğdu bilmiyorum ama son yazımı yazdıktan 2-3 gün sonra bitti. Aniden başladığı gibi aniden bitti. Hiç bize yakışmayacak şekilde, haketmediğim şekilde bitti. Bitti işte..
O son yazdığım yazıdan sonra, yani tatil dönüşü sevdiğimadam benimle 3 gün görüşmedi. İlk gün "Bi arkadaşımla görüşücem ne zamandır görmüyorum gece geç gelirim" dedi, ben de kendi evimde kaldım. Aradan bikaç saat geçtikten sonra evde olduğunu farkettim. "Neden gitmedin?" diye sorduğumda "çok sıcaktı canım istemedi" dedi. Hiç "hadi gel özledim" falan demedi. Ben de üstelemedim. Bütün gece nerdeyse hiç konuşmadık. Tatil boyunca beraberiz diye bunalmış olabileceğini düşünerek ona hak verdim, anlayış gösterdim. Nasıl olsa ertesi gün kesin görüşürdük. sevdiğimadam bensiz olmaya dayanamazdı, ya o gelirdi ya da ben giderdim, çok emindim. Ama öyle olmadı. İkinci gün tekrar aradı, "dün gidemediğim arkadaşıma bugün gidiyorum gece de onda kalıcam" dedi. Yine ses etmedim. "Peki hayatım" dedim. "Peki." Ben de kendi arkadaşlarımla vakit geçirdim biraz, iyi vakit geçirdim, düşünmemeye çalıştım. İlişkide iki tarafında zaman zaman yalnız kalmaya, "kendi bölgesine geçmeye" ihtiyacı vardı ne de olsa. Bana sadakatinden %100 emin olduğum bi adamdan da şüphelenmezdim, böyle bi hakkım yoktu. Ne bi yalanını görmüştüm o güne kadar, ne de bi olayını yakalamıştım. Ben arkadaşlarımlaydım o da arkadaşıyla buluşmuştu onun evine mangala gidiceklerdi iki adam. Sırf sululuk olsun diye "Eve kız atmayın sakın :)" diye mesaj gönderdim. "Saçmalama hayatım" dedi. Ertesi gün İstanbul'daki son günümdü. Kız arkadaşlarımla tatile gidicektim 10 günlüğüne. Bu zorunlu ayrılık ikimize de iyi gelecekti. Çok bunaltmıştık farketmeden birbirimizi. Hemen hemen her günü beraber geçirdiğimiz bi 3 ay geçirmiştik ne de olsa. Son günümü benimle geçirmek isteyeceğinden emindim. Onda kalıcaktım o gece. Ertesi gün de tatile gidicektim. Öyle olmadı. sevdiğimadam aradı gün içinde. "Akşam bizim çocukların halı saha maçı var onu izlemeye gidicem söz verdim, gece 11 gibi dönerim sen de gelirsin" dedi. Zaten 12 dedin mi uyuyan bi bünyeye sahip olduğu için "Son gecemde benimle olmanı istiyorum, böyle yapma beni kırıyosun, bu seferlik gitmesen olmaz mı, zaten 10 gün yanında olamıcam" dedim. "Gitmek zorundayım abartma" dedi. Peki dedim. Kalbimi 100 parçaya ayırdı o anda; ama yine sesimi çıkaramadım. Aslında hiç gitmeyeceği bi maça gideceğine inanmış gibi yapmak zorunda kaldım. Nefes alsın istedim. Gece 11 buçukta mesaj attı "eve geçiyorum" diye. Ben de koşa koşa, "süs köpeği" gibi, ne derse yaptığım gibi çıkıp ona gittim. Terasta oturduk bir müddet. Çok sıkıntılıydı. Ayrılacağımızı hissettim. Bitirmek için çağırmış gibiydi. Kalbim sıkıştı, ruhum ezildi, yine sustum. Kafasını ellerinin arasına alıp uzun uzun boşluğa baktı ve şöyle dedi: "Yaşadığım hayattan hiç zevk almıyorum artık, kaçıp gitmek istiyorum, problemlerimin seninle hiçbi ilgisi yok sakın böyle düşünme" dedi. Yardımcı olmak istedim, o an ona sarılıp hiç bırakmamak istedim. Yapamadım. Taş kesilmiş halde uzun uzun konuşamadan izledim onu. "Hadi yatalım artık" dedi. Yatınca bana sarıldı, karanlıkta sessiz sessiz konuşmaya başladı: "Seni bırakacağımı düşündün di mi? Seni bırakamam Lilly, seni çok seviyorum, hayatıma giren bütün kadınlarla kıyasladım seni geçen gün oturup, ve onlardan da kendimden de utandım. Seni asla bırakamam." Sevinmiştim. Çünkü biz hala "biz"dik o an. İyiydik. 


Sabah uyandı işe gitti. Yola gece çıkacaktım. Giderken "1 gibi dönerim sakın gitme biraz daha vakit geçiririz akşam seni ben bırakırım" dedi. Mutlu oldum. Hala benimle vakit geçirmek istiyordu. Formaliteden bana böyle davrandığını anlamamıştım. Salak salak seviniyodum. O işe gidince ben de kalktım, laptopu açtım maillerime bakıyodum. Tanımadığım birinden gelen bi mail çarptı gözüme. Subject kısmında "ÖNEMLİ!" yazıyodu, merak ettim açtım. Keşke açmasaydım diyorum şimdi bile, bazen de açmam daha iyi oldu en azından erken tanıdım bu adamı diyorum. Kim olduğunu bilmediğim birileri bana sevdiğimadamın msn historylerini yollamıştı. Oturdum 1 buçuk saat okudum yazdıklarını. Defalarca. Ellerim titreyerek. Beni nasıl aldattığını, kimlerle aldattığını, o ufacık 3 günde bulduğu her boşluğu nasıl değerlendirdiğini gördüm kahrolarak. Bana en çok koyan da "Ben hiç aşık olamadım, benim hayalimdeki kadın çok farklı" demesiydi. Ben asla ona "hadi bana aşık ol" demedim, kendisi hep aşık olduğunu söylerdi ama inanmazdım. En azından bu konuda akıllıymışım. Sevişmek için evine gelmek isteyen bi kız, o gün gelemeyeceğini söyleyince "benim hatun deli, bugün işi vardı gelmedi, yarın kesin gelir, bugün vakit varken gel işte" demişti sevdiğimadam. Bu da yetmezmiş gibi "Ben yufka yürekliyim yol veremiyorum" demişti, ona defalarca "sorun bensem ayrılalım" demiş olmama rağmen. Tatile çıkacağım cumartesi gecesi bile başka bi kıza randevu vermişti. Okudukça yıkıldım, yıkıldıkça ağladım. Beynime litrelerce kan pompalandı, nefesim kesildi, gözlerim karardı. O sırada en yakın arkadaşım aradı. Olanları anlatınca "Hemen o evden çık, her şeyini topla ve bi daha asla dönme. Kapıyı kilitle anahtarını da git bi yere fırlat, uğraşsın pezevenk" dedi. "Tamam" dedim. Ama yapmadım, yapamadım. Sadece eşyalarımı topladım sessizce bi daha asla girmemek üzere çıktım evden. Bir gece önce fuckbuddysiyle yattığı yatagından çıktım gittim. Çarşafları bile değiştirmemişti sevdiğimadam. Nasıl bir mideye, beyne ve kalbe sahipse beni o kadarına bile layık görmemişti. Arabama bindim, ağlıyordum. O sırada sevdiğimadam aradı nereye gittiğimi sordu. İçimden ona açıklama yapmak bile gelmedi. Pişman olacağımı söyledi. Beni aldatan kimseyi bıraktığıma pişman olmadım dedim. Kapattık. Canım eve gitmek istemedi. O sırada annem aradı, olanları anlattım. Kahroldu. Evimize kadar gelip beraber aynı masada yemek yiyen, bizimle şaraplı muhabbetlere giren bu adamı o da çok sevmişti, konduramadı. "Yazık ona" dedi sadece. Sonra yakın bi erkek arkadaşıma gittim. Orada 2 saat o hiç konuşmadı, ben anlattım, ağladım, isyan ettim.1 saat sonra sevdiğimadamın geçen gün buluşucam dediği arkadaşı -ki kendisiyle tanışmıyoruz- bana mesaj attı. "Lilly merhaba, sanırım bi yanlış anlaşılma olmuş. sevdiğinadamın o kızla konuşma nedeni kızı bana ayarlamaktı. Onun seni ne kadar çok sevdiğini biliyorum, asla seni aldatmadı" gibisinden bişeyler yazmıştı. Ben de "aldatılacak kadar saf olabilirim ama buna inanıcak kadar salak değilim" dedim. Daha da mesaj gelmedi. Ağladım, ağladım, ağladım. Sonunda beyin damarlarım çatlama noktasına geldi. Arkadaşım beni hastaneye getirdi. 1 iğne, 1 serum, 2 de Xanax verip yolladılar beni. Bunlar beynimin ağrısını alabilirdi, ama kalbim sanki biri onu elinde tutup sıkıyormuşçasına acıyodu. Fiziksel anlamda gerçekten şiddet gördüm o bikaç saat içinde. Eve gittim. Annem bana sarıldı. "Ağlama, çünkü bugün sonunda insanlara haddinden fazla değer vermemeyi öğrendin, çok acıdığını biliyorum ama inan geçicek." dedi. Geçmedi.Sürekli düşünmeye başladım. Benim tatilden önceki son gecemde bile arkadaşlarının maçını izleyeceğini söyleyerek birileriyle buluşan belki de düşüp kalkan bi adamı çok sevmiştim ben. Hazmedemediğim sadece kandırılmak değildi. O mesajlaşmalarda beni sevmediğini söyleyen bi adamın 3 kocaman ay boyunca nasıl seviyormuş gibi yalan söylediğini anlayamamıştım. Bu kadar salak olamazdım. Olmamalıydım. Ben ne olursa olsun ne yaşadığımı biliyodum. Ve hepsi gerçek gibiydi. Akşam Bodrum'a gitmek üzere yola çıktım. Sürekli telefonum çalıyordu. Bütün arkadaşlarım seferberlik ilan etmiş, sürekli arayıp teselli ediyorlardı. "Boşver o kaybetti." "Allah belasını versin." "Sen o çelimsiz çocukta ne buldun ki zaten" "Kalitesi belli oldu kurtulduğuna sevin" "Sana sevgili mi yok kızım" gibi laflar havada uçuştu. Hiçbiri beni rahatlatamadı. İçimdeki boşluk bi türlü geçmek bilmedi.Çirkin bi kız değilim, salak değilim, çarem olmadığından da değil. Ama başka biriyle bunu aşacak kadar da aşağılık değilim. Tut ki yaptım. Ne farkım kalır ondan? 
Sonunda aldatıldığıma üzülmeyi unuttum. Vicdanını rahatlatmak için bile bi açıklama yapmaması beni daha da yaraladı..Sonunda Bodrum'a geldim. 3 yakın kız arkadaşımla beraber sabahtan akşama kadar kafa dağıtma aktivitelerinde bulunduk. Ama kafam dağılmadı, dağılan sadece bendim. Allak bullak oldum. Sürekli boşluğa baktım, ağladım, bağırdım, küfür ettim, isyan ettim. Ben böyle olmasını haketmedim. Hatasız değildim elbet, ama bu kadarı çok fazlaydı, çok ağırdı. Şu anda tatildeyim. Deniz kenarında güneşlenerek, şezlongumun üstünden bunları yazıyorum. İçimde mutluluğa dair hiçbir şey yok. Sadece kocaman bi boşluk hissediyorum. Hazmedemiyorum. O mesajlar beynimin içinde dönüp duruyo. Sürekli maillerime bakıp tekrar tekrar okuyorum. Parçalanıyorum. 
Az önce annem bana bir mail attı. sevdiğimadam'ın yaptıklarını o da hazmedememişti belli ki. Canım annem oturmuş ona bi mail yazmış. Ne hissediyosa bir bir yazmış. Bana göndermiş. Okudum, yine ağladım. Annem aradı. "Okudun mu" dedi. "Evet" dedim. "Yollamayı düşünüyorum" dedi. "Yapma" dedim. Kalbi olmayan bi adam en fazla okuduğuna güler geçerdi, bi işe yarayacağını, onun içindeki iyi tarafı çıkaracağını bilsem "yolla anne" derdim. Ama o kadar eminim ki bunun anlamsızlığından.. Belki merak edersiniz yazdıklarını buyrun okuyun:

"Senin tek sorununun sevgisizlik olduğunu düşünerek yanılmışım. Bazı değerler vardır insanı insan yapan, hayatına anlam katan, varoluşunu anlamlandıran.. Büyük ölçüde ailedir bunları beynimize kazıyan, bazen de kendimiz eksiklerimizi tamamlamak için koşmalıyız ki "adam gibi adam" olalım. Sevgisiz büyüyenler bu yanılgıya hep düşer. "Ben benim, kendi kendime yeterim, hiçbir inanca ve kurala ihtiyacım yok, ben böyle de mutlu olabilirim." yanılgısına düşerek sahte, sanal bir ortam yaratmaya çalışarak "OLDUM" zannederler ama güneşi görünce içine kapanan çiçekler gibi zavallılaşırlar, solarlar. Onlar karanlığı sever, flulaşmak hatta görünmez olmak isterler. Çünkü karanlık onları çeker tutkuyla, her seferinde daha bir şevkle içine almak ister avını..
Sana tavsiyem ya güneşi gördüğünde tadına var, onu hisset ve sana kattıklarına şükret; ya da kendi karanlığında kaybol, değersiz ve onursuz yaşa, layık olmadığın güzelliklere de hiç bulaşma, bırak onlar ışıltılı ve güzel kalsın. Sevgi değiştiremiyorsa bir insanın yanlışlarını, dolduramıyorsa o büyük boşluğunu; yapılacak pek bir şey yoktur bana inan..
Onursuzluk girdi mi insanın kanına bir kez, kemirir içten içe, kışkırtır sürekli.. Güzel sanırsın yaptıklarını, içine siner, haklı gösterirsin kendini türlü bahanelerle, doğalmış gibi gelir yaptıkların.. 
Seni kendi dünyanla başbaşa bırakmak en iyisi şimdilik.. Taa ki gerçek hayatı ve güzellikleri farkedip "İNSAN" olmaya karar verene kadar. Teşekkürler kızımın hayatından çıktığın için, onun olgunlaşmasına, hayatı tanımasına yardımcı olduğun için, herkese hakettiği kadar değer verilmesi gerektiğini anlamasına yol açtığın için.. Hayatındaki eksik halkalardan biri buydu ve sen onu tamamladın ve görevin bitti.
Yolun açık olsun.."


Evet. Tatildeyim. Kalbim, beynim hatta ağlamaktan yüzüm bile dağılmış durumda. Bi gece önce bana gelecek planları yapan adamın attığı kazığı beynimden silmeye çalışmakla uğraşıyorum. Çok çakal geçinip ne kadar salak olduğumu çok acı bi şekilde öğreniyorum. Bu, aldatıldığım ilk ilişkim değil, emin olun çok daha ağırlarını atlattım. Ama bu başkaydı...gerçekten başkaydı. Her bir iç organımı isyan ettirecek kadar başka seviyodum onu. O şu an hayatına hiçbir şey olmamışım gibi, BEN HİÇ OLMAMIŞIM GİBİ devam ediyo. Ben de Bodrum'un en güzel mekanlarında gözümde gözlük, üzerimde bikinim ve normalde nefret etmeme rağmen şu ara ağzımdan düşürmediğim içkilerle sabahtan akşama kadar ağlıyorum. Döndüğümde ben artık "ben" olmıcam, tamamen temizlenmiş olucam. Ama bi daha asla bu kadar salak olmıcam. Güvenmicem. Sevmicem.
3 gün önce öldüm ben. Mahvoldum.Bittim. Ama 10 gün sonra bi daha yıkılmamak üzere yeniden doğmuş olucam. Temizlenicem. Ne kadar sürerse sürsün sevmeyi, güvenmeyi baştan öğrenicem.
Son bi şey daha; sevdiğimadamın baş harfleri bugüne kadar hep büyüktü, ama ondan bahsettiğim bu son yazıda hep küçük ve şu anda O son kez "sevdiğimadam". Çünkü o artık küçücük. İçimde bi müddet daha kocaman, ama beynimde ölene kadar küçücük.. 

16 Temmuz 2010 Cuma

Canı Sıkılan Adam

Saat gecenin üçü oldu hala uyuyamadım ben. Sevdiceğimle tatil bitti, yuvaya döndük. "Bi insanı en iyi ya aynı evde ya da tatilde tanırsın" derler ya, sanırım o da beni tatilde tanıdı...ve korkarım adam benden bıktı! Evet ne ben yanlış yazdım, ne de sen yanlış okudun: harbiden benden bıktı :) Tamam şimdi sakin olup başa dönelim... Çok hızlı bi tanışma, hızlı bi aşk, hızlı bi ilişki oldu bizimkisi. Tanıştık, ertesi gün sevgili olduk ondan sonra da hemen hemen her günü beraber geçirdik zaten. Bizzat O'nun arkadaşının "sevdiğini bu kadar çok söyleme, belli etme, kaybeden sen olursun" sözünü bile duymazdan geldim, her geçen gün daha da çok sevdim onu. Zaman zaman düşündüm "acaba boğuyo muyum onu" diye; ama hiç konduramadım çünkü o beni boğmuyodu -e o zaman ben de onu boğmuyo olmalıydım. Kavgalarımız, sorunlarımız oluyodu tabi ama hep bi şekilde tatlıya bağlıyoduk. Tatil bitti ıvır zıvır derken dönünce SevdiğimAdam bir anda oldu BuzAdam. Böyle bi mesafeler, bi tavırlar falan. Biraz ketum benimkisi. Derdini merdini söylemeyi sevmiyo pek. Oturup konuşmaya çalıştığımda, sıkıntılarımı anlatıp çözüm aradığımda duyduğum en uzun cümle "seni anlıyorum ama inan ne demem gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum" oldu. Ben de biraz gevezeyim malum. Ben konuşmak istedikçe adam sustu, ben üsteledikçe geri çekildi, ben uğraştıkça sindi. Temeli sağlam ama ara katları yıkık dökük bi binaya kat üstüne kat çıktık. Aradaki sorunları kapatmadan üstüste yığmayı tercih etti(k). Bana artık tahammül edemediğini farketmeye başlamıştım ama ne yalan söyleyeyim aramıza bu kadar büyük bi uçurum koyacağını hiç düşünmedim.   Tatilden döndükten sonra, o her gün iş çıkışı beni arayıp "hayatım ben eve geçiyorum hadi sen de gel özledim" diyen adama bişey oldu, "bugün onla buluşucam, bugün bunda kalıcam"lar başladı. Ben tabi bi anda panik oldum. Panik olunca daha da fazla üstelemeye başladım. İyi bok yedim. Ben gittikçe o kaçmaya başladı. 2 gündür görüşmüyoruz, nerdeyse hiç konuşmuyoruz. Bu gece de O, bi arkadaşında kalıyo. Panik durumum bu 2 günde bayağı bi azaldı. Bugün gittim 2 buçuk aydır acayip ihmal ettiğim en yakın dostlarımla görüştüm. Bütün gün deli danalar gibi gezdim tozdum eğlendim. Bi anda farkettim: Hayatım çok güzelmiş lan! Her zamanki gibi ilişkime kendimi kaptırıp, canım O'ndan başka kimseyle görüşmek istemediği için hayatımı geri plana atmışım ben. Ona verdiğim bu ilginin aynısını ondan da bana karşı göstermesini bekleyip istediğimi alamayınca da hayalkırıklığına uğramışım. NİYE Kİ?? Oturdum bugün bunları düşündüm gülmeye başladım. "Napıyosun kızım sen?" dedim kendime sesli sesli. Tüm bunlar yaşanırken hayatımda bazı tuhaf gelişmeler de vuku buldu. Tuhaf bi şekilde ve tam olarak aynı anda, bi futbol takımı oluşturabileceğim kadar insan aşırı bi ilgiyle üzerime gelmeye başladı. Bazı insanlar vardır ilişkinize saygıları olmaz, onlar seni istiyorlarsa bunu açıkça beyan etmekten çekinmezler. Sevgilinin olması onları hiç etkilemez, yollarından döndürmez. Bunun gibi tuhaf adamlarla muhattap olmak zorunda kalıp bi takım kişilerle arama çaktırmadan duvar ördüm. Canım sevgilim nam-ı diğer BuzAdam bunlar olurken hep ya çalışıyordu ya da arkadaşlarıyla eğleniyordu. Neyse mesele bu da değil. Baktım ben hepten bunalmaya başladım. Evrene mesaj yolladım: "Sevgili evren, ilgiyi seviyorum, hatta ilgi manyağıyım, egoistim, sevgiye açım evet! Ama bunları bana SevdiğimAdam versin, başkaları değil! Lütfen ama ya!" Evren de sağolsun sesimi duydu hemen karşılık verdi demek isterdim ama tabi ki öyle bişey olmadı. Evren bi boka yaramadı hiçbişey değişmedi. Bana da bi anda dank etti, "kızım madem değiştiremiyosun, anı yaşayıp mutlu olmaya bak o zaman". Tamam kabul ediyorum hala üzerinde çalıştığım bi konu bu, her zaman beceremiyorum ama hayatı adama da kendime de dar edeceğime, rahat davraniym kafam da rahat olsun en azından. Kabul edelim SevdiğimAdam çok değişti, 180 derece tersine döndü. Başlarda sürekli benimle ilgilenen, bana sürprizler yapan, uzun uzun konuşmadan gözlerimin içine hayranlıkla bakan adam başka bişeye, tuhaf bişeye dönüştü. Başlarda bizi yakınlaştıran farklılıklarımız bizi uzaklaştırmaya başladı. Üzüldüm evet ve hala da üzülüyorum. Ama O, bunu anlayabilecek bi adam değil, aşık olmayı bilen bi adam değil -sadece aşık olduğunu "sanan" bi adam. İçimden bi ses "sen buna aşkı öğreticeksin sonra da yol alıp gidiceksin cefasını sen çektin sefasını başkasını sürecek benim dangalak kızım" diyo. Ama olsun daha önce de söyledim, onu öyle çok seviyorum ki benimle ya da bi başkasıyla mutlu olması değil önemli olan, sadece mutlu olması. BuzAdam, CanıSıkılanAdam ya da her neyse... O hala SevdiğimAdam ve O bile bunu değiştiremicek. Onun farkedemediği ama benim bir hayli bilincinde olduğum sorunlarımız dağ gibi büyümeye devam edip bi gün bizi ayıracak olsa da (ve her nedense o gün bana çok yakınmış gibi gelse de) ben artık sorgulamıcam. Kalbimi, beynimi ve sevgilimi daha fazla yormıcam. Bizim sonumuz gelse de gelmese de kafam çok daha rahat artık. Canım sevgilim şu anda ne yapıyo bilmiyorum ama ben onu bütün kusurlarıyla beraber çok seviyorum, ama umursamazlığına daha ne kadar dayanabilirim? işte onu bi türlü çözemiyorum...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Sevgiliyle Tatil ve Pis Ruslar

Çarşamba günü serilmiş evimde arkadaşlarımla keyif yaparken saat 15.00 sularında SevdiğimAdam aradı. "Hazırlan akşam Antalya'ya gidiyoruz" dedi. "Nasıl? Ne zaman? Kim? Kiminle?" diye sormama kalmadan konuşma bitti. Evimde arkadaş ağırlarken 2-3 saat gibi bir zaman dilimi içinde hazırlanmamı istemesi bir tarafa, bu manyak beni apar topar İstanbul'dan götürecekti. Çaresiz arkadaşlarımdan izin isteyip içerdeki odaya kapandım bavul hazırlamaya başladım. Akşam 9'a doğru insanları anca yolladım ve SevdiğimAdam'la birlikte yola çıktık. 7 saat süren yolun 4 saatinde ben uyuduğum için neler oldu bilmiyorum ama sanırım biraz hızlı gelmişiz. 

Neyse..Tabi yol yorgunluğuyla ertesi günü evde dinlenerek geçirdik. Hava da kapalıydı zaten. Duydum ki biz burda Akdeniz iklimini yaşarken İstanbul'da karasal iklim hakimmiş. İkinci gün kendimize geldik gittik güneşlenmeye ey ahali nasıl güzel bi serinlik, nasıl güzel bi deniz size anlatamam... Akşam sevgilim "Aura'ya gidelim bişeyler içer eğleniriz" dedi. "Peki" dedim hazırlandım hemen. Gece alemlere akacağımızı hesaba katmadığım için -biraz da aceleyle bavul hazırlamamın etkisiyle- yanımda geceye uygun kıyafeti bırak, topuklu ayakkabı bile getirmemiştim. Bişeyler uydurdum çıktık gittik.

Antalya'nın daha önce farklı yerlerine gitmiştim. Kalkan gibi, Kaş gibi. Ama Kemer'e hiç yolum düşmemişti. Aura'ya girince tipik Reina aşığı her insan gibi ben de bayıldım. Cidden iyi bi potansiyele sahip, hiçbir masraftan kaçınılmamış bir gece klubüydü. Biz saat 11 sularında gittiğimiz için o kocaman mekan ağzına kadar dolu değildi gittiğimizde. 1-2 saat içinde acayip bi kalabalık geldi. "N'oluyo" diye sormama kalmadan SevdiğimAdam'ın etrafa hayranlıkla bakmaya başladığını farkettim. Gözüm ondan başkasını görmediği için ben etrafıma bakmayı pek akıl edememişim. Kafamı bi kaldırdım bir de ne göreyim? Bütün Rusya içerde! Hem de sanki oraya gelmeden önce ülkelerinde bir güzellik yarışması yapılmış da oraya getirecekleri ekibi seçerek getirmişler gibi hepsi über fiziklere sahip, bir içim su kızlar. Normalde bir Türk kızı olsa sorun değil. Her türlü başedilebilir. Ama bunlar bildiğin üstün ırk gibi. Öyle evlerimize yardımcı olarak aldığımız çirkin Olga'lar, Kristina'lar gibi pespaye de değiller. O nasıl bir gen haritası, nasıl bir yaradılış? Yok olmuyo kıskançlık duygularımı bastıramıyorum.

Bi yarım saat sonra bu pis Ruslar, Türk kızlarıyla dalga geçer gibi dj kabininin etrafındaki "yüksek yüksek tepeler"de konuşlanmaya ve seksi danslar yapmaya başladılar. Dönüp baktım SevdiğimAdam ağzı kulaklarında, sanki cennete düşmüş gibi etrafa bakıyo. Dayanamadım, "şu an burda olmamamı diler miydin?" dedim. "Yok artık saçmalama ben doydum böyle şeylere" dedi. Ne zaman doydun? Nerde doydun ulan?! Bütün Rus takımının üzerinden geçtiğini beyan eder gibi ne demek bu böyle? Neyse o zamanlar ben yoktum deyip avuttum kendimi. Ne zaman gözucuyla ona doğru baksam pis Rusları keserken buldum onu, iyice sinirlendim.

O sırada tüm bunlar yetmezmiş gibi mekanın dansçıları da ortaya çıktılar. Yemin ediyoum Ruslar bir, bunlar iki. Neyle besleniyolar, ne yiyip içiyolar söylesinler biz de yer içeriz. Sevgilimin başı iyice dönmeye başladı. Bu arada arkasından geçerken o karambolde sevdiceğimi dürtükleyen, mıncıklayan, elleyen pis kızlar da tuz biber oldu. Nasıl asabım bozuldu, nasıl sinirlendim anlatamam. Normalde fazlasıyla kendime güvenirim, çevremdeki herkes ukala olduğumu düşünür, ama resmen kompleksten komplekse sürüklendim orda o gece. Sanki onlar kocamandı ben miniciktim. Gerçi evet biraz öyle hissettim, 185 boyunda kızlar bi de 10 cm topukluyu çakınca bacak boylarıyla beni dövebilecek hale geldiler. Ölümcül bakışlar attıysam da hiçbiri gocunmadı, aynen devam..

Bilirsiniz, kıskançlık hadisesi bir kızı olduğundan 3-5 kat daha tehlikeli hale getirebilir. Ben de gözlerimden ateş saçmaya başladım o gece. Sevgilime daha da aşık oldum, benim olmasını daha da istedim. Çünkü o pis Rusların ve alçak dansçıların da gözleri flört etme aşkıyla sevgilim de dahil, bütün erkeklerin üzerinde dolaşıyordu. Neyse ki SevdiğimAdam sonunda "gidelim hadi" dedi de saat 2 gibi, kahraman edasıyla sevgilimin kolunda tin tin terkettim ortamı, eve gelene kadar zaten kafam güzeldi ama yine de içimden kudurdum da kudurdum. Eve gelip huzurla O'na sarılıp uyuduğumda belki hepsi geçti; ama ben çok fazla eğlenebileceğim bi gecede kıskançlığımla kendi kendime cehennemin ta kendisini yaşattım. 

Sabah oldu tam her şey bitti derken sevgilimle bugünü geçirmeye farklı bi yere gittik. Hay gitmez olaydık, ben sıcaktan mayışmış güneşlenirken iki tane pis Rus yaklaşıp "resmimizi çeker misiniz ehi hi hi" dedi. Benim kibar sevgilim de sağolsun direk "Of course" diyerek yaklaştı olaya. Uzaktan izliyorum bizimki çektikçe çekiyo, arada da soruyo "daha çekiym mi" diye. Of ki ne of! Böyle durumlarda içimdeki canavarı bastırabilmek için SevdiğimAdam'a bulabildiğim en iyi bahaneyle saldırıp kavga çıkarıyorum. Biliyorum yanlış yapıyorum ama o da akıllı dursun, bu alçak ırkı tohumlarıyla çoğaltmayı değil, kendi milletine güzel çocuklar kazandırmayı düşünsün. Öf ! Bak yine sinirlendim yazarken!

İşte böyle oldu canlarım, kıskançlığım beni bile korkuttu. Ama sevgilim -isteyerek ya da istemdışı, bilemem- Rus sınavını geçmeyi başardı. Böyle zamanlarda onu alıp ıssız bi adaya hapsetme isteğim nüksediyo maalesef. Ne biliym benden başka kimseyi görmesin, kimseyle konuşmasın istiyorum. Çok mu şey istiyorum acaba?

NOT: Bu iki günden çıkarılacak dersler:
1) Kıskançlık kadın milletini canavara dönüştürebilir.
2) Vodkaları da salataları da onların olsun! Bu Ruslar'ı soykırıma uğratmamız şart!
3) Unutmayın beyler! Rus kızlarının raf ömrü 24 yıldır, Türk kızlarınınkiyse 40.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Kıskanmayan Sevgili

Biz kadınlar gerçekten tuhaf varlıklarız. Sevgilimiz bizi çok kıskansa boğuluruz, hiç kıskanmasa şüpheleniriz "acaba beni sevmiyo mu" diye. Böyle düşünmemizin nedeni küçüklükten beri beynimize kazınan "seven insan kıskanır" saçmasıdır. Evet beyler siz iyisi mi dozunda kıskanın bizi. Hem hiç yoktan iyi, hem de fazlası size zarar verebilir. 

Bildiğiniz üzere benim "HİÇ KISKANMAYAN" bi sevgilim var. Ne yaptıysam ne ettiysem kıskandıramadım adamı. Benimle gelmediği için tek başıma gittiğim party dönüşleri eve erkek arkadaşlarım da bıraktı, körkütük sarhoş da geldim, eski sevgililerimin aradığını da biliyo... ama yok! Adam kıs-kan-mı-yo! Tam bi tuhaflık var diye düşünmeye başlarken başımıza bi olay geldi anlatiym size de: 

Geçen akşam evde tek başıma boş boş oturuyordum. Günlerdir sevgilimde kaldığım için o gün evde kalmak geldi içimden. İşten çıktığında onu arayıp çağırdığımda "yorgunum Lilly, biraz çalışıp hemen uyucam, sen istersen gel." deyince hiç düşünmeden "yok" dedim. "Gelmicem bugün." Sonra içimden söve söve sinir küpü şeklinde koltuğuma uzanmış kucağımda laptopla takılıyodum ki facebooktan bi ekleme talebi geldi. Normalde tanımadıklarını eklemeyen biri olarak (gerçekten eklemem), tam ignore edecekken ortak arkadaşlarımızı görünce "dur bakalım bi emin olalım" dedim. Unutkanlığım yüzünden daha önce tanışıp ignore ettiğim bir sürü insan kendimi yeterince mahcup hissetmeme neden oldu zamanında. Neyse resimlerine bakmak için kabul ettim. Tanımadığıma iyice emin olduktan sonra da tam silicektim ki mesaj geldi.

O: Selam
Ben: Selam biz tanışmıyoruz galiba di mi?
O: Tanışmıyoruz, Kusura bakma tanıdık geldin ekledm ama resimlerden çıkaramadım.      İstersen silebilirsin,erkek arkadaşın da varmış ayıp olmasın.
Ben: Canıma kast etmiceksen, ya da bana asılmıcaksan sorun yok. (Küçük bi not: "Sevgilim denen adam kıskanmak nedir bilmez o yüzden hiç kızmaz" diyemedim tabi ki elalemin adamına!)
O: Tabi ki canına kast etmicem, ve sevgilisi olan kızlara asılmaya ihtiyacım yok.


.....falan filan derken ordan aldı bi muhabbet. Kaan 25 yaşındaydı. Üniversiteden bu sene -gecikmeli olarak- mezun olmuş, işiyle gücüyle uğraşan, ama spor manyağı bi adamdı. Konuşmanın devamı spor ekseninde gitti zaten. 10 dakikadan sonra "yarın tenis mi oynasak yeaa?" moduna girmiştik. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama benim uzun zamandır öğrenmeyi düşündüğüm sörf konusu açıldı. Meğer o da öğrenmek istiyomuş. Ben de kendi konuştuğum sörf okuluyla ilgili detayları verdim ona. Ona da cazip gelince "tamam abi birlikte gidelim ders alalım o zaman" durumu oldu. Hani bilirsiniz spor yapmak istediğinizde arkadaşlarınızın hiçbiri götünü kaldıramaz yalnız kalırsınız ya hep, işte ben de onlardanım. Birine "sıkıldım salonda fitnesstan fln, hadi gel açıkhavada koşalım" dediğim zaman, "ay valla hiç götümü kaldıramam Lilly" cevabını almaktan sıkıldım artık.


Neyse biraz daha konuştuk ama inanın ne bir asılma, ne bir ilgi, ne de bir alaka. Gayet spor aşkıyla yanıp tutuşan iki medeni insanız biz. Sonunda şöyle bi mesaj attı: "Merak etme ders çıkışlarında 'bi-kahve-içelim-erkekleri'nden birine dönüşmem, sen sevgiline gidersin ben evime dönerim. Ama gece izin sorunun yoksa şimdi çıkıp bi kahve içelim de sörf okulunda tanışmayalım di mi?" E mantıklı. "Tamam" dedim ben de. Sonra sevgilimi aradım. "Aşkım ben biraz çıkıyorum yeni bi arkadaş edindim beraber sörfe gidicez onla kahve içip gelicem" dedim. O da bana "nerden tanıştın?" deyince, "facebooktan" dedim. En sonunda "iyi git" dedi. Sıfır kıskançlık, sıfır hesap sorma, sıfır panik. Adam sanki kıskançlık duygularını aldırmış. Buna bile "peki" dedi.

E tabi o da öyle deyince ben de çıktım gittim buluşmaya. Kaan'la 2 saat kadar oturup kahve içtik, muhabbet ettik. Adam gayet eli yüzü düzgün, kibar, olgun, sportmen ve yol yordam bilen bi adam; ama yemin ederim bir dakika için bile "gideri var mı" diye düşünmedim. Ya da sevgilimden daha iyi olduğunu düşünmedin, kıyaslama yapmadım. Ben sevdiğimadama aşığım ahali, böyle şeyler gelmez bana. Tamamen iyi niyetliyim yani. Kaan başladı programlar yapmaya "şu gün koşarız, şu gün bisikletle çıkarız, şu gün sörfe başlarız" falan diye. Sonra sevgilim aradı "geliyo musun" dedi. Çok da özledim aptalı, hemen koştum gittim. 


Gittiğimde beni kapıda karşıladı ve son 1 aydır en lanet hallerime, sabah şişmiş gözlerime, kirlenmiş saçlarıma şahit olan adam tabi ki dışardan gelen halime bakınca şaşırdı ve "maşallah baya da süslenilmiş" dedi. Şaka yaptığını düşünerek gülüp geçtim. Bilgisayarının başına geçti, hala işle ilgili bişeylerle uğraşıyordu. "Saat 12'yi geçti hala bitmedi mi bu iş?" dedim. Yüzüme bile bakmadan "bitmedi" dedi. Konuşmanın devamı şöyle geçti:

O: Ee anlat bakalım naptın ne ettin, ne iş? 
Ben: Yaaa hayatım işte tesadüfen facebookta tanıştık, birlikte sörfe gidicez. o sordu sevgilin de gelir mi diye ama kesin gelemezsn diye sanmam dedim. gelir misin acaba? 
O: Hayır
Ben: Ben de öyle düşündüm sevgilim. neyse yani beni rahatsız eden bi durum olmadı. O da senin benim gibi bi insan en nihayetinde. Yarın sabah koşmaya gidicez bi de. Hadi ben çok yoruldum yatıyorum sen de bitir işini de gel hemen.  

.....dedikten sonra yatağa geçtim üzerimi bile değiştiremeden sızmışım. Saat 2 sularında sevdiğimadamın sesiyle uyandım. "Lilly hadi kalk üstünü değiştir böyle yatma" Kalktım giyindim ve yeniden yattım. Ama bir terslik vardı. 2 aydır bir gece bile bana sarılmadan uyumayan adam kocaman yatağın öbür ucuna gitmiş, arada 2 kişilik bi boşluk bırakmıştı. Bilinçli yaptığını düşünmediğim için ben ona sarılmaya çalışınca birdenbire çıkıştı: "Sarılma Lilly çok sıcak!" Bunu söylerken üzerinde çift kat yorgan vardı. O anda bir terslik olduğuna emin oldum. "Yorgan örtme çok sıcaksa" deyip ben de arkamı döndüm. Yine içim rahat etmedi, sürekli sorular sormaya başladım. Bir problem mi vardı? Bir şeye mi kızmıştı? Neye kızmıştı? Offf ki ne offf...


Sonunda konuştu nihayet. "Merak ediyorum Lilly, aynı şeyi ben yapsam sen ne tepki verirdin? Eminim ortalığı birbirine katardın ve buna rağmen senin böyle bişey yapman bana çok ilginç geliyo" dedi. "Naptım sevgilim? Gizli saklı biriyle mi buluştum, seni mi aldattım, flört mü ettim?" dedim. O da tekrar: "Yani nette tanışıp yarım saat sonra buluşmalar falan ilginç yani" dedi. O an anladım. KISKANMIŞTI! Tuhaf bi şekilde mutlu oldum. Beni hiç kıskanmaması o kadar gözüme batmıştı ki o an gördüğüm o kıskançlık tohumları beni acayip sevindirmişti. Ben de bunun üzerine "peki hayatım haklısın özür dilerim, bi daha böyle bişey olmıcak" dedim ve ona söylemeden Kaan'a sabahki koşuya gidemeyeceğimi, çünkü ananemi karşılamaya havaalanına gitmem gerektiğini söyleyen bi mesaj attım. "Sevgilim kıskanıyo gelemem" dicek halim yoktu.

Sabah uyandığımızda sevgilimin o nemrut hallerinden eser yoktu. Öpüp koklayarak uyandırdı beni ve daha gözlerini bile tam açamadan konuştu: "Lilly, ben dün gece seni çok kıskandım. Sen bana 'bigün başka birine aşık olmazsam ya da sen beni aldatmazsan seni bırakmam' demiştin ya.... işte bu çocuk seni benden alır diye korktum bi an."


"İŞŞŞŞŞTEEEEE BUUUUUUUUUUUUUU!!!" diye bağırdım. Ama içimden :)  


 Dışımdansa: "Haklısın hayatım ben de rahatsız olduğunu farkedip gece mesaj attım koşuyu iptal ettim. Bundan sonra böyle şeyler olmıcak söz veriyorum, dikkat edicem. Sen benim için her şeyden önemlisin. Seni seviyorum." dedim ve konu kapandı.

Evet. Sonunda olmuştu. Kıskanmayan adam açıkça kıskandığını belirtmişti. Tabi ki kıskanıcaktı. Beni seviyordu ve ne kadar modern ve "mezhebi geniş" bi adam olsa da, sonuçta o da bi "erkek"ti....

4 Temmuz 2010 Pazar

Sosyal Medyada Olmak Ya Da Olmamak

Sosyal medya gitgide hayatımızda daha da büyük yer kaplayan bi olgu. Teknoloji manyaklığının her yeri sarmasıyla birlikte biz de büyük bi hızla bu girdabın içine çekiliyoruz. İşi dozunda bırakanlar neyse de, şu ara sosyal medya malzemelerini hayatının merkezine oturtmuş birçok insan görüyorum. Ben onlara "sanal insanlar" adını taktım. Düşünün, bu tarz mecralarda kendinizi rahatlıkla istediğiniz şekle sokabilir, ulaşamadıklarınıza ulaşmış gösterebilir, karşınızdakinin sizin istediğinize inanmasını sağlayabilirsiniz. Sanal alem kötü taraflarınızı, zaaflarınızı, eksikliklerinizi; kısacası sizi mükemmellikten uzaklaştıran her şeyi örter çünkü.

Son zamanlarda insanlardan "yaaa twitter'dan kız düşürdüm, resmi taş gibiydi buluşalım dedim hemen, bi buluştuk karı patates çıktı, ben tabi hemen topuk" tarzı lafları sıklıkla duymaya başladım. Sosyal medyayı kullanarak gerçekliklerini örten sanal insanlar sayesinde bu hale de geldik sonunda. Onu da geçelim, geçen gün ben bilmeden kendine farklı bir MSN adresi alan annemin bile ekleme talebini reddettim, biri beni mi kekliyo korkusuyla. Acaba farketmeden fazla mı ileri gidiyoruz? "Kendimiz olmak" ne zaman bu kadar zorlaştı? Etrafınıza bakın, herkeste bi ego patlaması, bi aşırı özgüven durumları.Kendini sanal alemlere saklayan, farklı yansıtan gençlerimizi gerçek dünyada da görmek isteriz, buyursunlar gelsinler...


Bu kadar yakındığıma bakmayın, aslında ben de o sosyal medyanın müptelalarından biriyim. Elimde blackberry'm her yaptığımı en ince ayrıntısına kadar twitleyenlerdenim, gittiğim eventlerin resimlerinde hemen facebook'a taglenenlerdenim, friendfeed'de hesabım olmasa da oralarda çok meşhur olmuş bi adamın sevgilisiyim, hadi onu da geçtim blog'umda hiç tanımadığım insanlarla fikirlerini paylaşan bi kimseyim. Eee o zaman ne haddime di mi durumu eleştirmek? Aslında haddim. Neden haddim diye sorarsanız şöyle söylerim: Benim eleştirdiğim sosyal medyanın varoluşu değil, bilinçsiz kullanıcıların onu kirletişi. İşin aslı bu kadar müptela bi şekilde yaşamanın, şimdi çok belirgin olmasa da hızla, çığ gibi büyüyecek olan zararları. Başka karakterlerde yaşıyoruz bi bakıma. Karşımızdakinin bilmesini istediğimiz kadarını bilmesini sağlıyoruz. Eskiden bir ortamda görüp hoşlandığımız adamı gelecek hafta yine aynı yerde görmeyi beklemek durumundayken şimdi eve gider gitmez hoooop facebook açılıp, dedektif gibi adamın izi sürülüyor ve hakkında her şey 10 dakika gibi kısa bi sürede öğrenilip tanışılıyor.

Eminim çoğunuz sanal alemlerde resimlerinizi çalıp kullanan fake user'lardan çekmişsinizdir. Benim yakaladıklarımdan biri bana utanmadan "kusura bakma canım ama resimlerin bana bi müddet daha lazım!" diye çıkışmıştı, ne diyeceğimi bilemedim inanın, "peki bacım al senin olsun hepsi" modunda gezdim. "Adam seni buluşmaya çağırırsa da kafana kese kağıdı geçirir öyle gidersin" diye de ekledim. Sonumuz nereye gidiyor hanımlar beyler sorarım size. Ben küçükken MS-DOS'la çalışan Prince of Persia'yı oynardım, şimdi 6 yaşındaki kuzenim facebook'tan bana ekleme talebi gönderiyor. (Yoo hayır, henüz şimdiki nesilden şikayetçi olacak kadar yaşlanmadım!) Ben, okulda bi ödev verildiğinde "google'lamak"tan ziyade bütün gece ansiklopedi karıştırıp sorulara elle cevap yazılan döneme kısa bir süre de olsa yetişebildim oysa. (Kabul ediyorum çoook kısa bi süreydi, sonra hemen google geldi imdadıma yetişti sağolsun:))






Duygularımız, aşklarımız, arkadaşlıklarımız hatta bazılarımızın cinselliği bile sanal artık. Ben 21 yıl yaşadığım "gerçek" hayatı yanıma kar sayar geçerim de, bizden sonraki zavallılar ne yapıcak arkadaş? Internet aşkları var biliyosunuz, zamanla evliliğe dönüşebilen aşklar bunlar. Siber ilişkiler siber evlilikler... Çoğu da mutsuz sonla biter bildiğiniz üzere. Aile nedir? Toplumun en küçük yapı taşı di mi? E noluyo internet evlilikleri bitince? Oluşturdukları "aile" kavramı da bitiyo. Dolayısıyla toplumun en ufak yapı taşı parçalanıyo. Uyanın ahali gitgide uzaklaşıyoruz birbirimizden. Yeni ailelerimiz bilgisayarlarımız artık! Sevgilisiz, ailesiz yaşayabiliyoruz, ama bilgisayarlarımızdan kopamıyoruz, olmuyo işte olmuyo..


Bir de teşhircilik meselesi var. Twitter'da vs. ne kadar çok "Bebek'te kahve keyfi" ya da "Bodrum Lola'dayım şekerleeerr" laflarına rastladık. "Bize ne senin nerde olduğundan" desek de kabul edelim hepimizin hoşuna gidiyo azıcık da olsa bu gözetlenme fikri. Ya da takip edilen insanlar olmayı seviyoruz. Ruhumuza işlemiş artık teşhircilik; bi de maalesef insanoğlu hiç ileriyi göremiyor. Bundan 20 sene sonra ciddi bir şirkette iyi bi pozisyonunuz olduğunda zamanında internette paylaştığınız çılgın parti fotolarınız ya da tuhaf ilişkileriniz çat diye karşınıza çıkabilir, akıllı olun kardeşim biraz! Ben bunun farkına yeni varanlardanım. Bakmayın bıdı bıdı yaptığıma, 1 ay öncesine kadar tuvalete gitsem "ooo yeeeaa tuvalette bile yazıyorum arkadaş" modundaydım. Sonra bi gün "noluya lan?" dedim "elalemin karısına/herifine ne benim nerde naptığımdan". Şimdi sadece bir iki tespitimi paylaşıyorum o kadar. Burda her ne kadar eleştiride bulunuyor olsam da aslında bu biraz da bi özeleştiri.
(İç ses: Ben sana "sosyal medyada varolma" demiyorum. Ol, yine ol...ama hobi olarak ol. Gerçekliğini kaybetme bebeğim. Be yourself yani.)

Kısacası cazip ama kötü bi yoldayız gönül dostlarım, dediğim gibi biz en azından "gerçekliği" kıyısından köşesinden tadabildik, peki ya bizden sonra gelecek olan cyber-nation? Bundan 50-60 sene sonra nine modunda torun torba sahibi olduğumda pencere kenarında kucağımda son model laptopumla uzaktan izlicem ben onları. İzleyip beylik laflar edicem benim ananemin bana ettiği gibi: "Hey gidi hey, bizim zamanımızda böyle miydi, şimdiki gençlik uçmuş!" 

Bütün bunlardan sonra soruyorum size: Tehlikenin farkında mısınız?

Söyleyeceklerim bu kadar canlarım, şimdi dağılabilirsiniz. Öperim hepinizi.



ÇocukAdam



Önsöz: Bu yazı sevgi çiçeği modunda yazıldı, şimdiden uyarmak isterim.


Şu anda, tam şu anda SevdiğimAdam yanımda bebek gibi uyuyor. Ben kucağımda laptop bi ona bakıyorum bi ekrana. Halletmem gereken işler var ama bi türlü başlayamıyorum, o yanımdaki surata gözüm kayıyor her seferinde. Dün gece arkadaşlarını eve davet etti, 8 kişilik bir grup sabaha kadar yiyip içip muhabbet ettiler. Bildiğiniz çocuk gibi eğlendiler. SevdiğimAdam çok mutluydu, gözleri parlıyordu dün gece o ortamda. Yanında ben'im oturduğumu bile unuttu zaman zaman; çünkü o muhabbet adamıydı, keyif insanıydı ve onun için arkadaşlarıyla yiyip içerek sohbet edilen bir geceden daha güzel bir şey olamazdı. Saat 2 gibi artık benim pilim bitti ve yatmaya gittim. SevdiğimAdam ve arkadaşları kapının önünde gürültü yapıp çorba içmeye çıktıklarında uyandım. Saat 5 olmuştu. Gerizekalı aşıklar gibi camda gelmesini bekledim bi süre. Sonra "napıyorum ben lan" dedim girdim içeri hemen. Geri geldiklerinde yanıma geldi "hadi uyuyalım artık" dedi. Her zaman yaptığımız gibi sımsıkı sarılıp uyuduk. 

O kadar sıkı sarılırdı ki bana, damarlarından akan kanı hissederdim. O harika "adam" uyurken birdenbire "çocuk" oluverirdi. Uykusu ağır, gürültüden rahatsız olmayan küçük çocuklar vardır ya hani; gündüzleri muzurluk yapıp, sürekli koşup atlamalarına, annelerini kızdırmalarına rağmen gece olup uyuduklarında meleğe dönüşen çocuklar...işte öyleydi o da. ÇocukAdam'dı aslında. Kalbimi yerinden söküp alan, ama hiç acıtmadan alan ve ona şu an benden bile daha iyi bakan adam.

Sabah 9 gibi yine herkesten önce ben uyandım. Ne çalan telefonlar, ne de benim yarattığım gürültü ÇocukAdam'ı uyandırmaya yetmedi, uykusu ağırdı işte. Şu an bile yanımda hiçbir şey hissetmeden, onun hakkında sabah sabah yazılar yazdığımı bilmeden uyuyor. Nefesini yanağımda hissediyorum. 

SevdiğimAdam o kadar güzel bir "şey" ki, bana bugüne kadar hiç tatmadığım mutlulukları tattırıyo.  Şu an onu bu şekilde seyrederken hissettiğim duyguların tarifi yok....gerçekten yok. Uzun uzun inceliyorum onu. Kirpiklerinin kıpırdamasını, nefes aldıkça karnının alçalıp yükselmesini, arada bi gözünü açmadan "saat kaç" diye sorup uykuya devam etmesini, ben yanında çat çat çat yazı yazarken hiç ama hiç rahatsız olmamasını izliyorum son 2 buçuk saattir. Birazdan yazıyı bitirip laptop'u kenara koyup ona doğru yaklaştığımda yine başımı göğsüne yaslayıp, beni boğarcasına sımsıkı saracak... ve ben yine aşkla dolucam, kafamın üstünden kırmızı kalpler çıkarıcam. SevdiğimAdam böyle biri işte: uyurken de sevgisini hissettirebilen, çaba göstermeden de kendisine aşık edebilen bi "adam". ÇocukAdam.



1 Temmuz 2010 Perşembe

Kadınlar ve Erkek Borsası

Biz kızlara, yanında sevgilisi olan erkekler nedense daha cazip gelir. Belki bilinçsizce "bu adamın sevgilisi olduğuna göre belli ki bunda bir şeyler var, dur ben bakayım bi şuna" deriz. Hele kız güzel ama erkek çirkinse, kesin o adamda inanılmaz iyi özellikler vardır; yoksa o güzel kız o adama niye baksındır? İşte ben de bu doğrultuda erkekleri borsadaki hisse senetlerine benzetiyorum. Alıcısı çıktığı zaman değer kazanır, pazarda yükselirler. Erkeklerde 'başı bağlı' kızlara karşı böyle bir güdü olduğunu sanmıyorum. "Delikanlılığa leke sürdürmemek için" aşkından ölseler de sevgilisi olan kıza belli etmezler kolay kolay. Ama kızlar öyle mi? ASLA! Bir kızın bir erkeği elde edebilmesi için istemesi yeterli. Yanında sevgilisi olmuş olmamış fark etmez. 


Bundan 5 sene önce daha ilk ciddi ve oturaklı ilişkimi yaşadığım sıralarda her genç kız gibi ben de en yakın arkadaşımı sevgilimle tanıştırmak istiyordum. Arkadaşım, onun sevgilisi, ben ve benim sevgilim bir gün buluşmaya karar verdik. Sonrasında bu 4 kişi bir anda bir hayli samimi oldu. Sürekli programlar yapar olmuştuk, bazen de biz kız kıza buluşurken onlar iki erkek buluşurlardı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra maalesef arkadaşımla sevgilisi ayrıldı. O dönemde ben ve sevgilim, arkadaşıma çok destek olduk. Onu hiç yalnız bırakmamaya çalıştık. Her yere üçümüz gider olmuştuk. Başlarda bu durum keyif verse de zamanla bi tuhaf gelmeye başladı. Sevgilimle hiç yalnız kalamamaya başlamıştık. Ne zaman baş başa program yapsak Elif de bi yerlerden çıkıp geliyordu yanımıza. Bu şekilde geçirdiğimiz 6 aydan sonra sevgilimin bazı sadakatsizliklerini yakalamamla beraber ayrılmaya karar verdim. Elif de tıpkı benim ona yaptığım gibi bu süreçte bana çok destek oldu. Yalnız bırakmamaya çalıştı. Hep "aman bırak ya sana göre değildi o zaten" derdi. Genelde birlikte vakit geçirirdik. Ya o bende kalıyordu ya da ben onda. Yalnız bazı günler başka arkadaşlarıyla vakit geçireceğini söyleyerek ortadan kayboluyordu. Beni de tanıştırmasını istediğimde "boşver sen sevmezsin onları" diyerek geçiştirirdi ben de üstelemezdim. Bu arada sevgilim beni arıyor, barışmak için peşimde koşuyordu. Sonunda bir gün bitip tükenmek bilmeyen aramalarından sıkıldığımda "yeter artık bırak peşimi" diye bağırdım ona telefonda. Bana verdiği cevabı bugün bile unutamıyorum: "Eeee yeter be kızım! Sen benim kıymetimi bilemedin, bak arkadaşın bile bana hasta. Daha dün benim evimdeydi, aç artık gözünü!" O bunları dedikten sonra ne oldu bilmiyorum. Bir anda kulaklarım duymamaya gözlerim görmemeye başladı. Hiçbir şey diyemeden telefonu elimden düşürmüşüm. Sonrasında 1 hafta evden hiç çıkmadan, kimseyle konuşmadan geçti günlerim. Elif aradığında da açmıyordum, ama ona kızdığım veya ondan şüphelendiğim için değil; sevgilimin en yakın dostuma attığı iftiranın etkisinden kurtulamadığımdan. Hiçbir zaman sevgilimin haklı olabileceğini düşünmedim o yüzden Elif'e de böyle bir şey var mı diye sormuyordum. 


Bir gün en yakın diğer dostumla, annemle bu konuyu konuştum. Annem: "Ben Elif'e kendi kızım kadar güveniyorum. Asla böyle bir şey olamaz. O adi çocuk aranızı bozmak için söylüyordur bunları" deyince hepten rahatladım. Yine de hani böyle bi şüphe kemirir ya insanı; hep "ya doğruyu söylüyorsa?" diye düşünürüz ya...arada bir benim de aklıma böyle şeyler geliyordu ama soramıyordum işte bir türlü. Aradan bir hafta daha geçti başka bir arkadaşım aradı. "Sana bir şey söylemem lazım Lilly, Elif'le Can bu ara çok samimiler, dün Elif onun evindeydi." dedi. Hayatımda hiç kendimi bu kadar salak yerine konmuş hissetmemiştim. Gözlerimden alevler çıktı adeta. O sinirle dayanamayıp artık Elif'i aradım. Konuşmamız aynen şöyle geçti:


Lilly: Elif sana bir şey sormam lazım.
Elif: ııııııı tabi canım sor
Lilly: Sen dün Can'ın evinde miydin?
Elif: Lilly bak... düşündüğün gibi değil açıklayabilirim. Sizin ilişkinizi düzeltmek için konuşmaya gittim ben....
Lilly: Sen benim kardeşimdin Elif, kimse yokken ben senin yanındaydım, bunun için miydi?!?! Yazıklar olsun!
ÇAAAAT!


Son olarak bunları söyleyip kapattım telefonu, ne bir küfür ettim ne bir hakaret ne de bir tehdit.... Hiçbir şey. Sözün bittiği yer orasıydı. Ben daha onu suçlamadan panikleyip durumu kıvırmaya çalışması her şeyi doğrular nitelikteydi zaten. Yine de o anda kendini savunsun istedim, inkar etsin istedim. Kardeşimdi o benim, bu kadar düşmüş olamazdı, bana bunu yapamazdı. Elif o günden sonra bir daha asla beni aramadı. Tam 3 ay boyunca hergün ağlama krizlerine girdim. Anneme sarılıp uyudum geceleri. Hayatımın ilk kazığını yemiştim. 18 yaşımdaydım ve 2 sene çıktığım her şeyimi paylaştığım adam, en yakın arkadaşımla beraber olmuştu.


Aradan geçen 1 senede olayın iç yüzünü daha detaylı bir şekilde öğrenmiştim. Hiçbir zaman adı konmuş bir ilişkileri olmamıştı; ama daha Can'la ben ayrılmadan onların bu gizli ev buluşmaları başlamıştı. Can, Elif'i benden haber alabilmek için kullanmıştı, ama bir yandan da kendini tatmin etmekte kullanmıştı pezevenk. Elif de salak gibi tuzağa düşmüş hem beni hem kendini bitirmişti. 2 sene hiç konuşmadık Elif'le. Tüm ortak arkadaşlarımız gelip beni teselli ediyordu. "BEN İYİYİM susun artık!" desem de vazgeçmiyorlardı. Elif'le tüm bağını koparmıştı herkes. Elif artık yalnızdı. Aynı okulda okuyorduk, yüzüme bakacak cesareti olmadığı için başka bir okula geçmişti. Zaman içinde her şey gibi bu da unutuldu. Aradan geçen senelerde duydum ki Elif başka arkadaşlarının sevgililerine de yamanmaya çalışmış. Hiçbir ilişkisinde dikiş tutturamamış. Geçenlerde bir gün beni aradı. "Görüşmek konuşmak istiyorum, seni özlüyorum" dedi. Saf salak olduğum için yufka yüreğim dayanamadı ve buluştum onunla. Tam 3 saat hiç konuşmadan boşluğa baktık. Sonunda "üzgünüm" dedi ve gitti. Şimdi Elif'le aynı üniversitedeyiz. Bir daha asla benimle yaşadığı hayatı, dostluğu yaşayamadı. Kampüste karşılaşınca gözleriyle "merhaba" bakışı atıp kafasını öne eğen bi kız o. En önemlisi aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala konuşurken yüzüme bakamayan, yere bakan bi kız.


Sonuç olarak anladım. Böyle insanlar var etrafımızda. Sadece sevgilileri olan erkekleri cazip bulan kadınlar.. Bilmiyorum belki de hayatlarında heyecan olması için "sahipli" erkeklere göz koyan kadınlar.. Borsa kadınları onlar. Hissesi yükselen erkeği pırlanta gibi gören kadınlar. Bu da bana ders oldu. İlk aşkımı, ilk sevdiğim adamı kaybettim ben; ve o giderken en yakın arkadaşımı da götürdü. Ama bu hayatta babana bile güvenmemen gerektiğini kardeşim dediğim en yakın dostumdan yediğim kazıkla 18 yaşımda anladım ben. Darısı başınıza.